9 Eylül 03:05 Şiiri - Galip Hasan Akdağ

Galip Hasan Akdağ
6

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

9 Eylül 03:05

Ölümün En Acı Saati

9 Eylül 2015.

Takvimde
sıradan bir tarih belki.

Ama benim için
bir ömrün ikiye ayrıldığı gün.

Öncesi vardı.

Sonrası var.

Ve ikisinin arasında
03:05 vardı.

O saat…

Dünya için
gecenin herhangi bir dakikası.

Benim içinse
hayatın sustuğu yer.

03:05.

Senin nefesinin
dünyadan çekildiği saat.

Benim ömrümün
bir daha eskisi gibi olmayacağını
bilmeden yaşadığım son dakika.

Keşke bilseydim…

O gece
sana son kez bakarken
bir daha bakamayacağımı bilseydim.

Son kez sesini duyarken
o sesin ömrümde
bir daha karşılık bulmayacağını bilseydim.

Sana daha sıkı sarılırdım.

Daha uzun bakardım.

Daha çok söylerdim:

“Gitme…”

Ama ölüm
insana son sözünü seçme fırsatı vermiyor.

Alıyor.

Bir anda.

Sessizce.

Acımasızca.

Ve geriye
bir insan bırakıyor.

Elinde
söylenmemiş cümlelerle.

Göğsünde
dinmeyen bir ağırlıkla.

Gözlerinde
bir daha göremeyeceği
bir yüzle…

9 Eylül geldiğinde
insanlar tarihi hatırlıyor.

Ben ise
03:05'i bekliyorum.

Çünkü benim için
9 Eylül yalnızca tarih değil.

03:05 yalnızca saat değil.

İkisi birleşince
sen oluyorsun.

9 Eylül…

Seni benden alan gün.

03:05…

Seni benden alan an.

Ve ben
yıllardır o günün
o saatinde takılı kaldım.

Takvim ilerledi.

Ben ilerleyemedim.

Yıllar geçti.

Ben geçemedim.

Çünkü bazı ölümler
toprağa gömülür,

bazıları ise
insanın içine.

Ben seni içime gömdüm.

Kimse görmedi.

Kimse duymadı.

Ama her 9 Eylül'de
o mezarın başına
yeniden gidiyorum.

Çiçek götürmüyorum.

Toprak sulamıyorum.

Sadece
adını içimden söylüyorum.

Ve saat 03:05 olduğunda

dünya yine sessizleşiyor
gibi geliyor bana.

Sanki bütün saatler
bir anlığına duruyor.

Sanki zaman
senin öldüğün yerde
utanıp susuyor.

Ve ben
yine aynı soruyu soruyorum:

Neden sen?

Neden o gece?

Neden o saat?

Neden 03:05?

Cevap yok.

Belki de
ölümün en acı tarafı bu.

Soruyorsun.

Ama cevap verecek
insan artık yok.

İşte ben buna
dayanamıyorum.

Sen öldün.

Ben ise
sana söyleyeceklerimle kaldım.

Sana anlatacağım günlerle…

Birlikte yaşayacağımız yıllarla…

Henüz gülmediğimiz
şakalarla…

Henüz gitmediğimiz
yerlerle…

Henüz kurmadığımız
hayallerle…

Hepsi
9 Eylül'de öldü.

Seninle birlikte
sadece bir insan gitmedi.

Bir gelecek de öldü.

İnsan buna nasıl alışır?

Söyle bana.

Nasıl alışılır
sevdiğinin mezarına?

Nasıl alışılır
sesini bir daha duyamamaya?

Nasıl alışılır
“iyi geceler” diyememeye?

Nasıl alışılır
birinin adını
artık sadece geçmiş zamanda söylemeye?

Ben alışmadım.

Ben sadece sustum.

Çünkü bağırmak
seni geri getirmeyecek.

Ama bil ki
içimde hâlâ bağıran
bir adam var.

Her 9 Eylül'de
ayağa kalkıyor.

Gökyüzüne bakıyor.

Ve bütün gücüyle
tek bir soru soruyor:

“Neden onu aldın?”

Cevap yine yok.

Sonra saat oluyor:

03:05.

Ve ben yine
aynı yerde kırılıyorum.

İşte benim ölümüm
tam burada başlıyor.

Senin ölümünden
sonra değil…

Seni bir daha göremeyeceğimi
anladığım anda.

9 Eylül 2015…

Senin gittiğin tarih.

03:05…

Kalbimin o tarihte
sonsuzluğa çakıldığı saat.

O günden sonra
takvimler değişti.

Saatler değişti.

Mevsimler değişti.

Ben değiştim.

Ama bir şey
hiç değişmedi:

Sana olan özlemim.

Ve şimdi yıllar sonra
biri bana sorarsa:

“9 Eylül senin için nedir?”

Ben uzun uzun anlatmam.

Derim ki:

“9 Eylül,
sevdiğimi kaybettiğim gündür.

03:05 ise
onu kaybettiğimi
anladığım sonsuzluktur.”

Ve eğer bir gün
benim de saatim durursa,

takvim hangi günü gösterir
bilmiyorum.

Ama tek bildiğim şu:

Ben seni
9 Eylül 2015'te kaybettim.

Ve o günden beri
her 03:05'te
seni yeniden kaybediyorum.

Galip Hasan Akdağ
Kayıt Tarihi : 2.10.2026 20:36:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!