Bir Kadın Daha Eksildi

Galip Hasan Akdağ
6

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Bir Kadın Daha Eksildi

Bir kadın daha eksildi bu gece…

Kimse fark etmedi.

Şehir yine ışıklarını yaktı,
sokaklar yine insanlarla doldu,
bir yerlerde kahkahalar yükseldi
ve birileri
birbirine sarılarak uyudu.

O ise
pencerenin önünde sessizce oturdu.

Gece yüzüne vurdu,
saçlarına dağıldı karanlık,
gözlerinin içine çöktü
kimsenin bilmediği bir yorgunluk.

Bir zamanlar
birinin gözlerinde yaşardı.

Şimdi
kendi aynasında
kendine bile uzak.

Ne garip…

İnsan bazen
birini kaybetmez yalnızca.

Birlikte kurduğu yarınları,
yarım kalan cümleleri,
iki kişilik hayalleri
ve kendisinin o eski hâlini de
sessizce gömer.

O kadın
bir zamanlar inanmıştı.

Bir elin
ömür boyu tutulabileceğine…

Bir “kal” sözünün
gerçekten kalmak anlamına geldiğine…

Bir insanın
başka bir insanı
yarı yolda bırakmayacağına…

Sonra hayat
bütün bu cümlelerin üzerini
tek tek çizdi.

Şimdi dudaklarında
söylenmemiş bir “gitme” var.

Kimse duymuyor.

Belki kendisi bile
duymamış gibi yapıyor.

Çünkü bazı kelimeler
söylendiği anda
insanı küçültür.

Bazı yalvarışlar
sevgi değildir artık.

Sadece
kaybetmekten korkan
bir kalbin son çırpınışıdır.

O yüzden sustu.

Sustu kadın.

Öyle derin sustu ki
gecenin kendisi
onu dinlemeye başladı.

Bir kahve soğudu yanında,
bir şarkı yarıda kaldı,
telefonunun ekranı
karanlıkta birkaç kez parladı.

Her ışıkta
kalbi bir anlığına
eski yerine döndü.

Sonra yine
boşluğa düştü.

Çünkü bazı mesajlar
hiç gelmez.

Bazı insanlar
geri dönmez.

Bazı kapılar
içeriden kilitlenir
ve anahtarı
giden değil,
geride kalan kaybeder.

O kadın
anahtarını kaybetmişti.

Kalbinin neresine koyduğunu
hatırlamıyordu.

Belki bir gülüşün içine,
belki bir sözün arasına,
belki de
“sana güveniyorum” dediği
o son gecenin karanlığına…

Bilmiyordu.

Ama biliyordu:

Bir daha
eskisi gibi açılmayacaktı.

Çünkü kırılan şey
kalp değildi yalnızca.

Güvendiği dünya
çatlamıştı.

Ve insan
dünyasına bir kez çatlak düştü mü
en güzel sabah bile
bir yerinden karanlık görünür.

Kadın da
sabahları sevmeyi bıraktı.

Güneş yüzüne vurduğunda
perdeyi kapattı.

Çünkü ışık
her şeyi gösteriyordu.

Uykusuz gözlerini,
solmuş yüzünü,
aynada unutulmuş
o eski kadını…

Karanlık daha dürüsttü.

Karanlık
ondan gülümsemesini istemiyordu.

Karanlık
“İyi misin?” diye sormuyordu.

Karanlık
yaralarını merak etmiyordu.

Sadece
yanında duruyordu.

Belki de
bu yüzden geceleri seviyordu.

Gündüzler
insanlardan ibaretti.

Geceler
kendisinden.

Ve insan
kendisiyle kaldığında
kaçacak hiçbir yeri olmuyordu.

Bir şarkı çaldı sonra.

Uzaktan…

Sanki yıllardır kapalı duran
bir kapıyı açar gibi.

Bir anda
o eski akşam düştü içine.

İki bardak…

Bir masa…

Bir gülüş…

Bir bakış…

Ve “biz” diye başlayan
ama sonunu kimsenin yazamadığı
o hikâye…

Kadın gözlerini kapattı.

Hatıra geçti.

Acısı kalmadı sanıldı.

Oysa bazı acılar
geçmez.

Sadece
insanın içine yerleşir.

Bir eşya gibi değil…

Bir gölge gibi.

Nereye gitsen
seninle gelir.

Kalabalıkta gelir.

Yalnızlıkta gelir.

Bir şarkıda gelir.

Bir kokuda…

Bir sokakta…

Hiç beklemediğin bir anda
oturur kalbinin ortasına.

Ve sen
kimse görmesin diye
gülümsemeye devam edersin.

İşte o kadın
böyle öğrendi yaşamayı.

Gülümserken susmayı…

Severken korkmayı…

Özlerken inkâr etmeyi…

Ve en kötüsü,

“iyiyim” derken
içinden yavaşça
çökmeyi…

Kimse onun
kaç gece kendine sarıldığını bilmedi.

Kaç kez
yastığa yüzünü gömüp
ses çıkarmadan ağladığını…

Kaç kez
telefonunu eline alıp
bir isim yazmadan
ekranı kapattığını…

Kaç kez
“belki” kelimesini
kalbinden söküp atmaya çalıştığını…

Kimse bilmedi.

Çünkü bazı kadınlar
acılarını göstermez.

Onlar
yaralarını bile zarif taşır.

Ve herkes
onları güçlü sanır.

Oysa güç dedikleri şey
çoğu zaman
başka çaresi kalmamış
bir kalbin sessizliğidir.

Kadın bunu öğrendi.

İnsanların
“ne kadar güçlü” dediği yerde
içinden bin kere
“ben sadece yoruldum” dedi.

Ama söylemedi.

Çünkü anlaşılmamaya
alışmıştı.

Ve belki de
en büyük yalnızlığı buydu:

Yanında kimsenin olmaması değil…

Yanında insanlar varken bile
içindeki sessizliği
kimsenin duymaması.

Bir gece
aynaya baktı.

Uzun uzun…

Kendi gözlerinde
bir yabancı gördü.

Bir zamanlar
çok gülen bir kadın vardı orada.

Şimdi
gözlerinin içinde
sönmüş bir ışık taşıyordu.

Elini aynaya uzattı.

Dokunmadı.

Sadece baktı.

Ve içinden geçen
tek cümle şuydu:

“Ben seni ne zaman kaybettim?”

Cevap yine yoktu.

Belki insan
kendini bir günde kaybetmiyordu.

Biraz susarak…

Biraz affederek…

Biraz bekleyerek…

Biraz kendinden vazgeçerek…

Biraz daha severek…

Biraz daha kırılarak…

Ve bir gün
aynaya baktığında
kendi yüzünü tanıyamıyordu.

Kadın da
orada kaybolmuştu.

Birinin gidişinde değil…

Kendisinden
vazgeçtiği bütün anlarda.

Gece ilerledi.

Şehir sustu.

Pencerelerde ışıklar
birer birer söndü.

Ama onun içinde
bir ışık hâlâ yanıyordu.

Çok küçük…

Çok uzak…

Neredeyse görünmeyecek kadar.

Belki umut değildi.

Belki mutluluk hiç değildi.

Sadece
içinde hâlâ ölmemiş
bir tarafıydı.

Ve kadın
ilk kez onu fark etti.

Belki bazı insanlar
geri dönmek için gelmezdi.

Belki bazı aşklar
ömür boyu sürmek için değil,

insanın kendisini
bir daha asla eskisi gibi
sevemeyeceğini öğretmek için yaşanırdı.

Belki de
bazı gidişler
bir son değil,

insanın kendi içine
düşüşüydü.

Kadın bunu bilmiyordu.

Ama o gece
ilk kez
kapıyı kilitlemedi.

Perdeyi biraz araladı.

Gecenin içinden
ince bir sabah sızıyordu.

Henüz güneş yoktu.

Henüz hiçbir şey düzelmemişti.

O hâlâ kırgındı.

Hâlâ özlüyordu.

Hâlâ bazı geceler
eski bir sesi
duymayı bekliyordu.

Ama artık biliyordu:

Birini özlemek
ona ait olmak değildi.

Birini sevmek
kendinden vazgeçmek değildi.

Ve birinin gitmesi
senin de onunla gitmen
demek değildi.

Kadın derin bir nefes aldı.

Sonra aynaya yeniden baktı.

Bu kez
gözlerindeki kadını tanıdı.

Eskisi değildi.

Daha kırık…

Daha sessiz…

Daha temkinli…

Ama hâlâ oradaydı.

Ve belki bazı kadınlar
tam da böyle geri döner kendine:

Bir zaferle değil,

bir gülümsemeyle değil,

her şeyi unutarak hiç değil…

Sadece
bir sabah uyandıklarında
artık birinin dönmesini beklemediklerini fark ederek.

Çünkü en derin yalnızlık
birinin yokluğu değildi.

Bir zamanlar
kendin olduğun yerde
artık kendini bulamamaktı.

Ve kadın o gece
ilk kez anladı:

Bazı insanlar seni terk etmez.
Sen, onların gidişinden sonra
kendinden eksilmeyi bıraktığında
onlar gerçekten gider.

Geriye yalnızca
sessiz bir gece kalır.

Bir pencere…

Bir ayna…

Ve içinden geçen
tek bir kadın:

**Bir zamanlar çok sevmiş,
çok kırılmış,
çok susmuş…

ama bütün bunlara rağmen
hâlâ kendine dönmenin yolunu
içinde bir yerlerde saklamış olan kadın.**

Galip Hasan Akdağ
Kayıt Tarihi : 2.10.2026 20:26:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


“Bazı insanlar giderken kapıyı değil, içimizdeki ışığı kapatır; biz ise yıllar sonra anlarız ki, karanlık onların yokluğu değil, kendimizden vazgeçtiğimiz yerdir.” — Galip Hasan Akdağ

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!