Kandilin Gölgesinde Şiiri - Galip Hasan ...

Galip Hasan Akdağ
6

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Kandilin Gölgesinde


Bir gece…

Şehir uyuyordu.

Sokaklar sessizdi.

Pencerelerde
birkaç solgun ışık…

Ve ben,

uyumakla
uyanık kalmak arasında
bir yerde,

ellerimi açmış
tek bir ismi
kalbimde taşıyordum.

Muhammed…

Adını söylemek
ne garip bir huzur…

İnsan bazı isimleri
ağzıyla söylemez.

Kalbiyle söyler.

Ben de o gece
kalbimle söyledim.

Muhammed…

Ve sanki
odanın karanlığında
bir kandil yandı.

Kim yakmıştı bilmiyorum.

Ama ışığı
duvarlara değil,

kalbime vurdu.

Kandile baktım.

Dedim ki:

“Sen kimsin?

Nereden geldin?

Neden bu gece
bu kadar aydınlıksın?”

Cevap vermedi.

Sadece titredi.

Ben de sustum.

Çünkü bazı cevaplar
kelimeyle verilmez.

Bazı cevaplar
insanın içine doğar.

O gece
kandilin ışığında
Medine'yi düşündüm.

Bir şehir…

Ama şehirden fazlası.

Toprağına basanların
ayak izlerini değil,

özlemini taşıyanların
kalplerini kabul eden
bir şehir.

Gözlerimi kapattım.

Kendimi
o sokaklarda hayal ettim.

Ne altın istedim.

Ne dünya.

Ne makam.

Ne de başka bir dilek.

Sadece…

Bir sabah
Medine'nin havasını
içime çekmek istedim.

Ve dedim ki:

“Ya Rabbi…

Ben günahlarımla
senin huzuruna çıkmaya utanırken,

beni
Habibinin şehrine
nasıl yaklaştıracaksın?”

O anda
içimde bir ses
şöyle dedi sanki:

“Sen kusursuz olduğun için
özlemiyorsun.

Özlediğin için
yol arıyorsun.”

Başımı eğdim.

Çünkü doğruydu.

Benim elimde
çok şey yoktu.

Bir avuç dua…

Biraz gözyaşı…

Biraz mahcubiyet…

Bir de
Efendimiz'e duyduğum
adı konmamış bir hasret…

Kandil yine titredi.

Ve ben
o titrek ışıkta
bir başka şeyi düşündüm:

O'nun ümmeti olmak…

Ne büyük şeref.

Ne ağır emanet.

Biz bazen
bir selamı bile
unutuyoruz.

O ise
ümmetini düşündü.

Biz daha dünyaya gelmeden…

Biz daha
adımız bile konmadan…

Biz daha
bir damla bile değilken…

O, ümmetini düşündü.

Biz bugün
adını anarken
dilimiz yoruluyor.

Ama O'nun sevgisi
dillere sığmayacak kadar
büyüktü.

Ya Resûlallah…

Ben seni görmedim.

Sesini duymadım.

Elini tutmadım.

Birlikte yürümedim
o kutlu sokaklarda.

Ama nasıl oluyor da
insan görmediği birini
bu kadar özleyebiliyor?

Belki de sevda budur.

Göz görmeden
kalbin tanıması…

El değmeden
ruhun bağlanması…

Ve adını duyduğunda
gözlerin dolması…

Muhammed…

Bir isim düşün.

Söylendiğinde
günahkârın başını eğdiği,

garibin gönlünü
ısıttığı,

yetimin gözyaşına
merhem olduğu,

mazlumun yanında
bir rahmet gibi duran…

Bir isim…

Muhammed.

O gece
kandilin karşısında
kendime baktım.

Ne kadar eksiktim.

Ne kadar kusurlu.

Ne kadar uzak…

Ama sonra
şunu düşündüm:

“Ben O'na layık değilim”
deyip uzak durmak mı?

Yoksa

“Ben layık değilim
ama O'nun ümmetiyim”
deyip
kapısına yönelmek mi?

Ben ikincisini seçtim.

Çünkü insan
günahından kaçarken
rahmetten kaçmamalı.

Ve ben o gece
ellerimi yeniden açtım:

“Allah'ım…

Beni affet.

Beni temizle.

Beni Sana yaklaştır.

Ve bir gün…

Bir gün beni
Medine'ye götür.”

Kandilin ışığı
biraz daha büyüdü.

Sanki oda daraldı.

Sanki duvarlar çekildi.

Sanki önümde
uzun bir yol açıldı.

Ve o yolun sonunda
yeşil bir kubbe vardı.

Ben yürüdüm.

Ayaklarım yere değmiyordu.

Kalbim gidiyordu.

Medine'ye…

Ve o anda anladım:

Bazı yolculuklar
ayakla başlamaz.

Kalple başlar.

İnsan daha yola çıkmadan
özlemeye başlar.

Daha görmeden
ağlamaya başlar.

Daha varmadan
selam göndermeye başlar.

Ben de gönderdim.

Binlerce kez…

Esselâtü vesselâm
aleyke yâ Resûlallah…

Sana selam olsun.

Ümmetinin gariplerine…

Yetimlerine…

Mahzunlarına…

Günahkârlarına…

Seni görmeden
seni sevenlerine…

Ve benim gibi
gecenin bir yarısı
adını anıp
gözlerini saklayamayanlara…

Ya Resûlallah…

Bir gün
Medine'ye gelirsem,

kimse bana
“ne istiyorsun?” diye sormasın.

Çünkü isteğim belli.

Ayakkabılarımı çıkarıp
o toprağa basmak…

Başımı eğmek…

Ve içimden sadece:

“Geldim Ya Resûlallah…”

demek.

Belki sesim titrer.

Belki dizlerim çözülür.

Belki konuşamam.

Ama gözlerim
yerine konuşur.

Çünkü bazı gözyaşları
sözden daha samimidir.

Ve ben biliyorum…

Benim gözyaşım
sana ulaşmaz belki.

Ama Rabbim bilir.

Senin ümmetinden bir kulun
seni ne kadar özlediğini…

Kandil söndü.

Gece bitti.

Sabah oldu.

Ama o geceden
bana bir şey kaldı:

Bir ışık.

Bir dua.

Bir hasret.

Ve kalbimde
hiç kapanmayacak bir yol…

Medine'ye giden yol.

Şimdi ne zaman
gece olsa,

bir kandil görsem,

seni hatırlıyorum.

Ve biliyorum:

Kandillerin ışığı
gökyüzünü değil,

kalpleri aydınlatır.

Benim kalbimde de
bir kandil yanıyor.

Adını ben koymadım.

O zaten vardı.

Sadece
ben fark ettim.

Ve o kandilin altında
tek bir cümle yazıyor:

“Ya Resûlallah…
Seni görmeden sevdim.
Görmeden özledim.
Ve bir gün
Medine'nin toprağına basmayı
ömür boyu bekledim.”

Allah'ım…

Bize dünyayı değil,

Habibinin sevgisini
kaybetmeden yaşamayı nasip et.

Bizi onun ümmetinden
ayırma.

Son nefesimizde
dilimizi kelime-i şehadetle,

kalbimizi
Resûlullah sevgisiyle,

yüzümüzü
Medine'ye dönük eyle.

Ve bir gün…

Bütün yollar bittiğinde…

Bütün kapılar kapandığında…

Bütün dünya sustuğunda…

Bizi rahmetinle kaldır.

Ve bize:

“Habibimin ümmetisin.”

denilecek bir yerde
yeniden doğmayı nasip et.

Çünkü biz
çok uzağız.

Çok eksik.

Çok günahkârız.

Ama bir sevdamız var:

Muhammed Mustafa'ya (sav)
duyduğumuz sevda.

Ve biz biliyoruz…

Bir kulun
elinde bundan daha güzel
hangi emanet olabilir?

Salât ve selâm
sana olsun
ya Resûlallah…

Kandilin ışığında başlayan
bu küçük dua,

Medine'nin semasına
ulaşsın.

Ve benim gibi
seni görmeden seven
bütün kalplere
bir yol bıraksın.

Medine'ye giden
bir yol…

Muhammed'e çıkan
bir yol…

Rahmete çıkan
bir yol…

Âmin.

— Galip Hasan Akdağ

Galip Hasan Akdağ
Kayıt Tarihi : 2.10.2026 20:40:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!