-başlığı yok düşlerimin-
kirpiklerimin mabedine sığınmış
göz bebeklerim üşüyor
üzerime biraz güneş serpiyorum
biraz da nar
martıların çığlığı yutarsa maviliğimi
-rüyalarımdan ürkerek kaçıyor güvercinler-
birdenbire tahta sedirden düşüyor uyuyan kedi
şekilsiz tabutlar taşıyor insanlar omuzlarında
bir yüzü aydınlık, diğer yüzü karanlık
çokgenler
iki zıt kutbu eşit dağıtmışlar düşlerime
ben mi cüceydim
evimiz mi şatoydu
nasıl sığdım bilmem ki
masallara
tül perdeden elbisemi giyince
aydın bunaldı mı
dinamitler patlar zihninde
us dışı
bozulur dengesi hitabet iskelesinin
bir ironi ileri, iki kinaye geri
İnsanın en büyük meziyeti, her şeyden önce denge ve akıl yürütme yetisidir. Problem çözebilmek, fikir üretebilmek ve mevcut olanı sorgulayabilmek insana özgü bir davranış biçimidir.
Her ortama uyum sağlayabilmek yalnızca yüksek zekânın değil, aynı zamanda derin bir farkındalığın da göstergesidir.
İnsan, olup bitene sadece maruz kalan değil; onu anlamlandırabilen ve gerektiğinde lehine dönüştürebilen bir varlıktır.
Etrafımızdaki kişilere öğüt vermek çoğu zaman kolaydır; asıl zor olan, onlara doğru davranışlarla model olabilmektir.
Çünkü dayatılan her inanç sistemi -adı ister din olsun, ister ideoloji, isterse bir yaşam biçimi-
bireysel farklılıklarımızı tehdit eder ve seçim hakkımıza müdahalede bulunur.
Eflakımda dalga dalga açılan
Ebediyen solmayacak gülümsün
Sandığımda sakladığım yakutum
Cennetime asacağım tülümsün
Asya çöllerinde esen sam yeli
Sayın Tanpınar,
Bu mektup geçmiş zamanın tozlu raflarına terk edilmiş bir özlemin yankısını taşımaktadır.
İstanbul’un tüm ihtişamıyla yansıdığı o tabloların nesneleşmiş anlara atılmış bir çentiktir harflerim ve her bir cümlem yaşanmamış günlerin çetelesini tuttuğum ruznâmeden alıntıdır.
Zamana çentik atmaya başladığım o ilk andan itibaren bu güne değin süren bu gecikmişlik hâli, Mübarek’in çarkları arasında daha da bilenerek dışavurmaya devam ediyor.
Eskimiş yüzlerin bir izdüşümü olan bu gecikmişlik beyanı, aklımı kalbimin çekmecesinden çıkardığım o "geniş zaman" algısına ram olduğum şu ezelî ve ebedî saniyeden itibaren nihayete eriyor. Kalemim parmaklarımın esaretinden kurtulup ürkek ve marazlı sözcüklerim, kırık kanatlarıyla Boğaz’ın sisli sularına doğru yola çıkmaya hazırlanıyor.
Zarfımı anın geniş ufkuna emanet ediyor, pulunu geleceğin meçhul boşluğuna mühürleyip tüm zamanları içine alan bu müşterek iç döküşü, bu hüzünlü senfoniyi sizinle paylaşıyorum.
Bugün günlerden pazar, bugün çok özel bir tarih
- yirmi beş mayıs iki bin yirmi beş-
Offf "kafam şişti" düğün konvoylarının sesini dinlemekten herkes bugünü mü beklemiş "başını göğe erdirmek" için?
Mezuniyet, düğün, nişan, sünnet...
Düğün merasimi en çok beklenen o an "takı töreni..."
Cengiz Aytmatov'un Anısına
(12.12.1928)-(10.06.2008)
Herkes kendi hikâyesi okur, Aytmatov'un kaleminden.
Kimi sel olur yorulur yâre giden yollarda; kimi düş olur düşer uçsuz bucaksız bozkıra...
"Bozkırda trenler doğudan batıya, batıdan doğuya doğru gider gelirler."
velfecri örüyor gözleri av mevsiminin
yazdan kalma dün yumakları sökülüyor nazik bir na'kışın kirpiklerinden
gam besteliyor dehlizler gün ışığına sevdayla...
cezbediyor beni istasyon uğultuları
metruk bir kaçış arzusu var havada




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!