ben mi cüceydim
evimiz mi şatoydu
nasıl sığdım bilmem ki
masallara
tül perdeden elbisemi giyince
-gazeteye dökülen ekmek kırıntılarını topluyor kuşlar, muştular ölü bir kuşun kursağında-
boğazımda demir yüklü bir kervan
yaz paçalarımdan akıyor ağır ve ıslağım
biraz üzüm hazırladım
biraz da incir
-bir bedevi telaşıyla düştüm yollara
içimde harf kırıkları
heybemde müsvedde kıtlığı-
kendimden firar edip
hicret ediyorum geceden fecre
Hayır, hayır... Doğru yerde değilim!
Ben hatip değilim, ben şair değilim.
Benim adım Hypatia.
Kusuruma bakın; süslü cümlelerim yok.
bu sabah diz çöktürüp güneşi
uykularımı geri aldım, karanlığın gözlerinden.
ve susturup yatağında rüzgârı
sonsuzluğun uykusuyla doldurdum ciğerlerimi
üstelik
göğsüme devrilmiş bir mâbet
gönlümde yıkık bir dergâh var
-vakit “lâ"-
şüphelerin izine takılıp
kördüğüm olmuş hakikat
"yazmadım seni daha sevmeye ayırdım tüm zamanları"
-bir adın var hafızamda bir de Yıldız Kenter'in sesi-
ketum bir şehirdeyim
geceyi ilmek ilmek örüyor yalnızlık
-hatırladın mı?
kadim bir şehrin sokaklarında
birbirimize, koşan çocuklardık-
yağmurlar göğü yıkamadan önceydi
kendi rengimize boyamıştık kaldırımları
-gözlerin evim-
nereye gitsem
bir güvercin bakışı, duruyor yanı başımda
bir papatyanın boyun eğişi gibi
"Zarifoğlu'nun" inceliği var sende
-usaremin son demindeyim-
süreyyanın eteklerinde
bir an tutuşmuş gitmeyi bekleyen
sen avuçlarımda titreyen sude
yüzün çoğalıyor,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!