Bir vakit gelir,
ömür menzilinin en nahif yerinde.
Yoksundur,
onca nahoş bilinmezin eskisinde.
Yoksuldur, zamanı nâkıs ise belki,
Bir vakit gelir,
Aynı tatlar aynı boşlukta,
Islak yanı sağlam antikalar,
Yalnızlığa itilir yoklukta.
Duru farklar, yok edilişler,
Kaç cephe dolambacında,
Hissizleşen deriler, dirilişler.
Bir kıvılcım boyu değerken arşa
Akınlar biriken ruhumda inşâ
Yok muydu gözünde hilkâtin
Makber karası temaşâ
Bugünlerde bir başka hatırlıyorum günleri
Sanki gelip geçen ben değilim
Sanki ellerim başkasının elleri
Bir başka fısıldıyor sessizliğim
Bu günlerde bir başka sanki sokağım
Bir vadi ağzında,
Oyuk oyuk günlüklerinde,
Günden güne erimişcesine,
Günden güne hasta,
Ve uzanmış bir yatağın,
Gökyüzüne bakan suretinde,
Günün birinde,
yalnız bir ağaç güneşe yaslanmış.
Büyüdükçe dalında,
Bir sonbahar açarmış.
Uyandık gölgelerin en ücra köşesinde,
Şahlandık süreyya ikliminde akın akın.
Bu sağanak yaşadıkça zamanın sesinde,
Yaşayamaz hiçbir yaşayan böyle bir akın.
Geride bir ben kaldım.
Geldi ve geçti günler.
Geride rüzgar kesiği paçası,
olabildiğince kirli ve yırtık,
ve yanaklarından süzülen teriyle,
güneşle barışık...
Hani yakuttan çiçekler, gümüş gözlü nehir,
Denizler maviliğe akıp can mı bulacaktı?
Hani toprakla olacaktı ahir,
Fani olan faniye mi kalacaktı?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!