Beyaz bir buluttur, süzülür gider,
Kuyruğu ebruca, bin nakış eder.
Küçücük başında üç renk hükmeder,
Saraylı bir kraliçe, Süslü Şaziye.
Minyon endamıyla bir nazlı peri,
Ne gökten bir yazı, ne bir hat geldi,
Bu bomboş dünyaya bir feryat geldi.
Doğarken verilmiş bir sözüm mü var?
Ruhuma belirsiz bir hayat geldi.
Bir hamur gibiyim, kendim kararım,
Yardım eyledim nâlâna canıgönülden;
Yardım eyle Rab bana feryadı bu düşten.
Pek derdi dinledim de çaresini düşledim;
Kimsesiz pek fazlasını bir kimse eyledim.
Güneş tepede camları eritiyor,
Asfaltın kokusu geniz yakıyor ama içeride başka bir dünya var.
Mutfak tezgahının üstünde devasa, yeşil bir kütle,
Bıçağın ucu dokunduğu an "çat" diye ayrılan o ses...
İşte yazın gerçek müziği bu.
Bir koku kaldı odada.
Ne sen varsın ne sesin.
Perdeler bile hatırlıyor
Saçlarından geçen akşamı.
O an geçmiştir çoktan, sesler susmuş, yüzler dağılmıştır
ama günlerden bir gün, hiç hazırlanmadığın bir anda
aynı koku çıkar karşına
bir anlığına dünya durur, zaman ceketini asar bir yere
çünkü o koku sadece koku değildir
bir bakışın artığıdır, bir cümlenin yarım kalmış son hecesi
Siyah bir perde inmiş, gökyüzü dilsiz mezar,
Sizin mahzun yüzünüz, içimde fırtına var.
Gözlerim utanç duyar, bakarken bu dünyaya,
Ruhum sizinle ağlar, dalarım bu rüyaya.
Bir renk nedir bilmeden, yürürsünüz bu yolda,
bir kule yükseldi vaktiyle
taşı kendi ağırlığını unuttu
gölgesi serinlik sandı herkes
oysa güneşi kesmekten başka bir şey değildi
içinde bir ses vardı
Malatya, kalbimin en kadim kenti,
Bizi bir araya getiren, yolları vuslata ekleyen şehir.
Sen ki en güzel aşkların, en saf bekleyişlerin çıktığı,
Haziran sıcağında ruhuma değen o serin gölgesin.
Hatırlar mısın?
Takvimler mayısı fısıldıyor şimdi,
Gök henüz yıkanmış, sokaklar ıslak.
Sesin bir rüzgâr gibi camımda sönüyor,
Zaman, tam şuramda kırık bir bıçak.
Biliyorsun, bir doğum günü yaklaşıyor,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!