Bir nehrin iki yakası
Gibi düştük ayrı yere
Su çağırır durur suyu
Kavuşamaz bile bile
Ay vururken durgun suya
Duvarı boyadım, setr oldu her yara,
Lâkin sînede kaldı o eski hatıra.
Renkler örttü zahiri, sakladı her izi,
Lâkin ruhumda hâlâ o çatlak sızı.
Harç ile kapansa da her bir şikâf-ı ten,
Siyah beyaz bir kağıtta donmuş kalmışız,
Gülüşüm taptaze ama ruhum çoktan kül.
Bakışımla bir anın içine hapsolmuşuz,
Ben burada diriyim, toprağımda sümbül.
Elimi tutan dostum artık bir hayal,
ekim gününde devrim gibiydin
seni görünce kızıl bayrak dalgalanırdı
göklerde
bende her gün isyandın
her gün mayıs bir
Eski bir rüzgârdır, içimde esen,
Sanki bir hançerdir, yolumu kesen.
Gülüşler saklıdır, orada bilsen,
O tozlu raflarda, kaldı hatıra.
Bir çay buğusunda, tüter o günler,
Fikirler dökülür, her biri yalan,
Ben bir fahişeyim, düşleri talan.
Pazarda satılır, her yeni hayal,
Gönül bir esirdir, aklımda visal.
Ruhumu satarım, her gece sana,
Önce bakışlarında yakaladım o tanıdık ışığı,
Sonra sesinin kıvrımlarında saklanan o eski tınıyı.
Dünya yabancıydı, yollar tekinsiz,
Ama sen güldün;
Sanki çocukluğumun kapısı aralandı sessizce.
Miadı dolmuş bir düş, dar gelen bu dünya,
Her sabah aynı boşluğa açılıyor perde.
Vazgeçmek değil bu, erken sönmüş bir iddia;
Ruhum çoktan gitti, cesedim kaldı geride.
Siren sesleri böldü uykumuzun en ince yerini,
Sen mutfakta çay demliyordun, ben yarınları.
Kapı eşiğinde yarım kalmış bir cümle gibi baktık,
Gözlerinde ihtilal, ellerinde soğuk bir korku.
Seni benden değil, bizi bizden aldılar;
Kim olduğunu bilmediğimiz o büyük karanlığın içinde.
Ruhumu daraltan o vernikli mahzen, o kaskatı sıralar,
Birer pranga gibi sararken gençliğin bileklerini;
Terk ettim tebeşir kokulu, griye çalan rüyaları,
Sırt çevirdim cetvel gibi dümdüz ve ruhsuz dertlere.
Bir nefes ki; mektebin tozundan kurtulup da alınan,
Yeşil yurdun ufkunda bir zümrüt kadeh gibi parlar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!