Akşam, perdenin arasından içeri sızdı,
Omzunda bakırdan ince bir iz bırakarak.
Gözlerin, ağır ağır çözülmüş bir sırdı;
Oda sustu, nefesimize yer açarak.
Kokunu çektim; belin avuçlarımda,
Hayat ince bir çizgiydi, ben üstünde yürürdüm,
Emin sandığım adımlarla kendi yolumu örerdim.
Göğsümde gizli bir harita, elimde eski yönler;
Kaderi ben seçtim sanır, yalnız kendime hükmederdim.
Sonra bir ses değdi bana; ansızın, sebepsizce,
İnançsızlar bir kez o kokunu duysa eğer,
Şüphe kalmaz kalpte, inanırlar cennete.
Sensiz geçen bir günüm, bin asırlık derde değer,
Varlığınla bu gönül ermiştir elbete.
Cennetten bir esinti gibi sarar ya kokun,
Gözlerimin önünde nice haram sofralar kuruldu,
Şatafatlı mezeler, kadehlerde vicdan unutuldu.
Kendi elleriyle yüreklerini mühürlediler,
İmana soyundular, Müslüman maskesini yüzlerine giyenler.
Gecenin karanlığında sinsice dolaşanları gördüm,
Gözlerim karanlığa gömülü, ruhum yorgun ve kırık,
Bela okuyorum kendime, dualarım birer hıçkırık.
Okunacak bela kalmadı, kaderim çizilmiş kara kalem,
Ne kadar daha düşebilirdim, dibi görmeden derinlere daldım ben.
Bir ayna gibi karşımda duruyorsun, bendeki ben mi yansıyan?
Neresiydi benim evim, hangi kapı, hangi taş?
Hangi toprağa düşsem, köklerim kanar benim.
Gözlerimde birikmiş dilsiz, isimsiz bir yaş,
Nereye ait olsam, oradan sürgün tenim.
Aynı dili konuşmadık, aynı suyu içmedik,
Donmuştu en ücra köşesi, en soğuk mevsimdi bu kalp,
Seni bulana kadarmış meğer ömrümün kışı.
Birikmiş onca telaş dindi, ruhumda açtı bir mehtap,
Sen oldun bu fani dünyanın en güzel varışı.
Yazdığım her satırın sahibisin ebedi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!