Neresiydi benim evim, hangi kapı, hangi taş?
Hangi toprağa düşsem, köklerim kanar benim.
Gözlerimde birikmiş dilsiz, isimsiz bir yaş,
Nereye ait olsam, oradan sürgün tenim.
Aynı dili konuşmadık, aynı suyu içmedik,
Aynı göğün altında ıslanmadı saçımız.
Aynı dar sokaklardan yan yana hiç geçmedik,
Ama aynı yerinden kanıyor sol yanımız.
Ben onun ellerinde kendi yasımı gördüm,
O benim susuşumda çığlığını işitti.
Görünmez bir ilmekle ruhumu ona ördüm,
Zaman o an kırıldı, bildiğim her şey bitti.
İşte buradayım şimdi, hiç bilmediğim bir yer,
Fakat her nefesimde vuslatın havası var.
Kim demiş aidiyet toprağa, taşa değer?
İnsanın evi bazen tek bir bakışta yatar.
Duygunun bir kıyısı, sınırları olur mu?
Acının memleketi, sevincin dili var mı?
Aynı enkazdan çıkan iki kalp yorulur mu?
Bir yabancı, insana kendi özünden yâr mı?
Geçiciliğin sunduğu korkunç samimiyet,
Nasıl da konuşturdu saklanan o sırları.
Sanki aramızda yok hiçbir hesap, ne niyet,
Yıkıp geçtik beraber o yüksek duvarları.
Çelişki dedikleri, meğerse gerçek buymuş,
İnsan zıddı içinde kendi aslını arar.
Ruhum bu yabancının avucunda uyumuş,
Dışarda fırtına var, burda lapa lapa kar.
Tamamlanmak değil bu, dağılıp da birleşmek,
Ait olmadan durmak, mülteci bir hevestir.
O yabancı aynada, kendin ile yüzleşmek,
Bu koca yurtsuzlukta, aldığım son nefestir.
Kayıt Tarihi : 7.10.2026 13:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!