Tayyar Yıldırım Antoloji.com

Yoklar Köylü Salih...ÖYKÜM

Ne zaman şehirlerarası bir yolculuk yapsa, uzaklardaki üç beş ışığa takılır gözü. İrili ufaklı köylerin ışıklarıdır onlar. Otobüsün perdelerini aralar, uzun uzun seyreder ve derin düşüncelere dalar. “Kim bilir nasıl yaşıyorlardır oralarda? Neler yapıyorlardır şu an? Kimileri oturmuşlardır yer sofrasının etrafına, kaşık sesleri çınlatıyordur odayı. Kimi hayvanlarının akşam yemlerini verip, paçalarına yapışan samanları temizliyordur henüz. Kimi genç kızdır, yavuklusu için işleyip, hayalleriyle süslediği mendili kokluyordur. Kimi yıllardır cebinden eksik etmediği sigarasını tüttürüp, ciğerleri sökülürcesine öksürüyor ve kendi kendine “bırakamadım şu mereti, bunu icat edenin atası anası ölsün” diye söylene söylene, kahvehanenin yolunu tutuyordur. Kimi hasta anasının başucunda diz çökmüş, “hatırını alıp”, bir öpücük konduruyordur yanağına. Kimi askerdeki oğlunun şu anda neler yaptığını düşünüyordur. Kimi gelin olacak kızının, kimi gelin alacağı oğlunun, eksik olan çeyizlerinin tamamlanması için ne yapacağının hesabını tutuyordur. Yarın okula gidecek olan çocuklarını uyutmakla meşguldür kimileri. Kimileri onlara vereceği harçlığın hesabını yapıyordur, olmayan bütçeleriyle. Kiminin aşı kıttır, kiminin eşi ondan önce göçüp gitmiş, tek başına yaşamaktadır koca hanede” diye düşünerek, devam eder yolculuğuna. Birazdan, düşlediği o köylerin ışıkları görünmez olacak. Yeni ışıklar belirecek uzaklarda. Köylerimizin hepsi bir birine benzer. O köylerde yaşayanlar da… Yaz mevsiminde pazara götürerek sattıkları; üç beş marul, beş on bağ taze soğan, bir miktar yeşillikten kazandıkları bir kaç kuruştan başka eli para görmeyen, soluk yüzlü, eli nasırlı ama şükürlü, kanaatkâr, vefakâr, cefakâr, çileli ama mutlu, “gözleri ile yürekleri aynı noktaya bakan” analarımızın, babalarımızın, hepimizin köyleri.

Adı Salih. O da Konya’nın; doktordan, hemşireden, ebeden yoksun; tek katlı, arka kısmında hayvanların barındığı, ön kısmında insanların yaşadığı, iki odalı, küçücük pencereli, taş duvarlı, toprak damlı evleri olan bir köyünde, 1959 yılında doğmuştu. Salih doğmadan iki ay önce askere gitmişti babası. 24 ay süren askerliğini bitirdikten sonra köye uğramadan, ilk çocuğuna kavuşmanın sevincini bile yaşayamadan, İzmir’e hamallık yapmaya gitmişti. Beş parasız gelmek istememişti köye. İzmir’de üç beş ay çalışıp, biraz para kazanıp, öyle dönmeyi düşünmüştü. Köye geldiğin de Salih üç yaşına girmişti. Babası İzmir’den döndükten sonra alabilmişlerdi nüfus kâğıdını. Salih’in doğduğu yıllarda köylerinde su yok, elektrik yok, telefon yok, yol yok, okul yoktu. Eşeklerin kara sabana çifte koşulduğu yıllardı o yıllar. (Hoş, hala da koşulmaktadır ya.) Kısaca, “Yoklar Köyü” idi Salih’in köyü.

Yoklar Köyü’nde ilkokul binasının inşaatına başlandığı yıl 1965 idi. O tarihten önce okul yüzü gören olmamıştı köyde. O yıllarda, köye kırk yılda bir vasıta gelirdi. Bütün çocuklar gelen vasıtanın peşine takılır, ardından koşarak yarış ederlerdi onunla. Bir yaz günü öğlen vaktinde, kazma ve kürek yardımıyla yapılmış olan ve köyü nahiyeye bağlayan yoldan, motosikletli bir yabancı geldi. Salih ve köyün diğer çocukları motosikletin peşine takılıp, odanın önüne kadar koştular. Gelen yabancı; takım elbiseli, kravatlı, siyah saçlı, uzun boylu, iri yapılı, oldukça yakışıklı, konuşması köylülerin konuşmasına benzemeyen bir babayiğitti. Salih ve arkadaşları meraklı gözlerle seyrederlerken, o, “derhal muhtarı çağırın bana” diye seslendi. Muhtar kısa bir süre sonra geldi. Eline aldığı kasketi göğsünün üzerine kapatarak; “buyur efendi oğlum, beni istemişsin” dedi. Öğretmen de ona döndü ve “Ben öğretmenim. Adım Muzaffer Öner. Devlet beni köyünüze öğretmen olarak görevlendirdi” dedi. Sonra döndü, Salih’in başına elini koyarak “kaç yaşındasın sen? ” diye sordu. Utana sıkıla “altı” diyebildi Salih. Öğretmen tekrar muhtara dönerek, “köyünüzde bu çocuğun yaşında ve bu çocuktan daha büyük yaşlarda ne kadar çocuk varsa, hepsini yarın bu saatte, anaları, babaları ve nüfus kâğıtlarıyla birlikte köy odasında hazır olarak görmek istiyorum. Biliyorsunuz, okulumuzun temeli yeni atıldı. Ama biz şimdilik okul olarak köy odasını kullanacağız. Yeni okul binamız biter bitmez de oraya taşınacağız” dedikten sonra, motosikletine bindiği gibi, yine tozu dumana katarak köyden ayrıldı.
..

Devamını Oku
  • Işık German Ersoy
    Işık German Ersoy 26.04.2019 - 20:55

    Şair arkadaşımız Sn. Tayyar Yıldırım
    Sizi sitemizdeki bu saygın gruplarımızda görmek dileklerimizle...

    < DOĞUM GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN >

    * Antoloji Yetkili Şairleri * Evrensel Sanatçılar * Şarkı Sözü Yazarları *
    * Çağdaş Şairler * Antoloji Sitesi Üyeleri * Özgür Şair-Yazarlar *

  • Işık German Ersoy
    Işık German Ersoy 26.04.2018 - 19:42

    Şair arkadaşımız Sn. Tayyar Yıldırım

    ** DOĞUM GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...**

  • Naime Özeren
    Naime Özeren 22.09.2015 - 18:04

    Merhaba Değerli dost,

    Unuttuklarınızı hatırlayın, kaybettiyseniz arayın, özlediyseniz gidin ve bulun.
    kırdıysanız af dileyin, kırıldıysanız affedin, seviyorsanız söyleyin.
    Çünkü bugün bayram..

    Hayatımızda nehirler vardır köpüklerinde umutlarımızı yüzdürdüğümüz ve ömrümüzde güzel insanlar v ...

Toplam 45 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR


Toplam 691 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR
  • KONYA SEYDİŞEHİR OĞLAKÇI KÖYÜ

    18.01.2010 - 23:32

    Orası Benim Köyümdür

    Dağların arasında mahzun bir köyü,
    Görmüş isen orası benim köyümdür.
    İçmek için ayranı hem soğuk suyu,
    Girmiş isen orası benim köyümdür

    Oğlakçı Köyü denmiş, onun adına,
    Kulak vermemişler ki hiç feryadına
    Eğer kömbe yiyince damak tadına
    Varmış isen orası benim köyümdür

    Eğri Kaya dibinde, damları toprak,
    Toprakların altında, bir deste yaprak.
    Güler yüzlü insanlar açınca kucak,
    Durmuş isen orası benim köyümdür.

    Meşedir her bir yanı, yüksek dağları,
    Sebze ve meyvesiyle dolu bağları.
    Sıcak ekmek üstüne tulum yağları,
    Sürmüş isen orası benim köyümdür.

    Mayalı ekmeğini lor ile sıkıp,
    Ocağında elini ateşe yakıp,
    Bazlamaya peyniri bir güzel döküp,
    Dürmüş isen orası benim köyümdür

    Burnumuzda tütüyor Darı Deresi,
    Asarlık, Üçpınar’la, Arpa Tepesi.
    Söğüdün gölgesinde piknik sofrası,
    Kurmuş isen orası benim köyümdür

    Unutamam her yanda ayak izimi,
    Circir Çeşme suyuyla yudum yüzümü.
    Pembe güller içinde açtım gözümü,
    Dermiş isen orası benim köyümdür.

    Sekiler’di sesimi duyuran yerler,
    Harmanlar’dı samanı savuran yerler.
    Neresiydi bizleri doyuran yerler?
    Sormuş isen orası benim köyümdür.

    12/2000/Konya

    Tayyar Yıldırım

  • ölüm

    25.09.2009 - 07:59

    Ölüm

    Uğramadan sana, geçsem uzaktan;
    Yine de peşimden gelirsin ölüm.
    Kurtulsam da hergün binbir tuzaktan,
    Vakti gelir bir gün bulursun ölüm.

    Söyler misin bana; sen nerde yoksun?
    Nefsimin üstünde bir ağır yüksün.
    İsyanım olamaz çünkü sen haksın.
    İçimden ne geçer bilirsin ölüm

    Ne adım bilirsin ne de sanımı
    Anamı, babamı, hem de canımı…
    İkide bir bomboş koyup yanımı
    Bir gün sen de yalnız kalırsın ölüm.

    Nice hükümdarı af mı eyledin?
    Zenginmiş, fakirmiş, kimi eğledin?
    Sen ezelden beri her an böyleydin,
    Ayrı gayrı bilmez, alırsın ölüm.

    (2009/8/Konya)

  • cinâs-ı tâm

    30.06.2009 - 13:17

    Kırardı.
    Kızdı mı,
    Eline ne geçerse kırardı.
    Onun,
    Hep meskeniydi Kırardı.
    Herkes imrenirdi lisedeyken saçlarına...
    Ama şimdi;
    Onlar da kırardı.

    Tayyar Yıldırım

    İki satır laf edeyim dedim. TDK'nın sözlüğüne bir girdim. İyiki de girdim neler öğrendim.

    -0-
    (kırardı: kırlaştı)

    (kırarmak: kırlaşmak)

    Aşağıdaki bilgiler; TDK'dan alınmıştır.

    Şiirle ilgili olarak:

    kır: Beyazla az miktarda siyah karışmasından oluşan renk: “Gözlerinden, kırları artan sakalına bir iki damla yaş düştü.” -F. R. Atay.

    kır: Şehir ve kasabaların dışında kalan, çoğu boş ve geniş yer: “Araba tenha, düz yolda tıkır tıkır gidiyor, ara sıra kır kokuları getiren hafif bir rüzgâr esiyordu.” Ö. Seyfettin.

    (kır: kırmaktan emir...)

    -0-

    Şiirden bağımsız olarak: (Bakın 'kır' kelimesi ne anlamlar taşıyor...)

    Fiil olarak:

    kırmak: Dersi kırmak
    kırmak: Hatır, gönül kırmak, gücendirmek
    kırmak: Bardağı kırmak
    kırmak: (Metreyi) kırmak, katlamak
    kırmak: Öldürmek. Bu yıl soğuk, tüm hayvanları kırdı
    kırmak: Fiyat kırmak
    kırmak: Tavlada, rakip oyuncunun pulunu oyun dışında bırakmak
    kırmak (kırma) : Tahılı iri olarak öğütmek
    kırmak: mecaz Yok etmek: 'Bir gündüz olsa belki bu derdi kıracağım / Yoksa bu sensizlikten artık çıldıracağım'- E. B. Koryürek.
    kırmak: mecaz Gücünü, etkisini azaltmak:. 'Birkaç gün evvel yağan yağmur sıcağı kırmamış.'- B. Felek.
    kırmak: Değerinden düşük fiyata almak: 'Bono kırmak. Çek kırmak.'-

    İsim Olarak

    kır: Mayalanmış hamur
    kır: Yabancı, yadırgı: Kırdan kov, getirip evin dirliğini bozma.
    kır: Saçsız, kel.
    kır: Zeytinlik: Haydi kıra gidelim, zeytin toplıyalım.
    kır: Step
    kır: Gri
    kır: Su bendi, germeç

Toplam 4 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR