Sahaf tezgâhında eski bir kitap
Öksüz Kalışların Ön Hikâyesi
Günübirlik hayat zoraki duruş
Nefes alışların son hikâyesi
Yılların bağrında yıkık bir duvar
Bir yarim olsa da elinden tutsam
Dağ bayır demeden gezsem onunla
Dertleri kederi gamı unutsam
Yoktan bir hikaye yazsam onunla
Yollar takılmadan ayaklarıma
ama bugün ama yarın
atacak yükünü üzerinden dünya
şiirler bitmeden
tuvaller sergilenmeden
çılgın çocuklarına şehrin
duvar diplerinin ürkek bakışlı yetimlerine
Üslub-u beyanına ayniyle insan derler
Hakim ol ki lafzına sözde dil utanmasın
Nabzını tut nazımın besteyi yardan iste
Nağmehan olasın ki sazda tel utanmasın
Gelip geçen şu yılların
Çoğu gitti azı kaldı
Fani olan ömrümüzün
Yazı gitti güzü kaldı
Bazen tatlı bazen acı
Vazgeçelim ben demekten
Hep beraber biz diyelim
Sen yerine lütfedip de
Saygı duyup siz diyelim
Yaşamanın hazı bunda
Demir parmaklığın paslı kilidi
Müebbete mahkûm kör zindanında
Dönüşü olmayan çıkmaz sokağın
İsmi konulmamış son girdabında
İnsafsız vurgunlar darbesi beter
Böyle gitmez biliyorum bu hayat
Gel otur yanıma sır paylaşalım
Şöyle bir maziye biraz seyahat
Kaybolan yılları sor paylaşalım
Kalan ömür geçen yıldan habersiz
Hikayeler kırgın, masallar küskün
Zamana sitemli, diller perişan
Maziden alınan ödünç iki gün
Hatıralar suskun, haller perişan
Gönül hanesinin göçmüş mihmanı
Dökülürken birer birer yapraklar
Aralanır sonbaharın kapısı
Rüzgar ile sürüklenen gazelin
Hışırtı sesleri hazan çağrısı
Kalmayınca hükmü baharın yazın




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!