Çirkin betonlar arasında harcanıyorken,
bir sokak ki cennet kokardı sanki.
Kokusu burnumda, sanki ilkbahar;
ben ki orada en masum günahkâr,
en günahkâr hâlimle gelirdim sana.
Sen gülümserken ağlardın bana.
İzı, tozu belli değil...
Ben bu yaşa nasıl geldim ?
Parça pinçik hatıralar,
Aynadaki bu yüz kimin ?
Benzemiyor hiç resmime
Perdeleri açma, doğma günüme,
Ben seni karanlık gecem de sevdim.
Ümidin tohumunu ekme gönlüme,
Ben seni yarınsız günüm de sevdim.
Boğazımda bir hıçkırık,titrer ellerim
Dün gibi aklımda veda sözlerin
Gözlerimde kaldı ela gözlerin
Ağlamak yok diyor hayalin bana
Gidersem dönüş yok demiştin bana
Televizyonda gördü domuz dölünü,
İnanamadı, yaklaştı, açtı gözünü.
Duyunca spikerden barış sözünü,
Olmayan bacağı sızladı birden.
Bu konuşan o muydu, kâbus muydu bu ?
İki dene bela var ki şu bizim köyden
Allah’ımdan düşmanıma bile dilemem
Soyu sopu belli midir, necidir bilmem
Soyunu da sopunu da göçe vermeli
Biri çanak tutarken biri kan kusturuyor
Yırtık yüzlerinde nurdan eser yok,
Kara bulut gibi ülkemde gezer dururlar.
Sessiz kalan bir güruh ki, en sinsi düşman :
Üç kuruşa ruhunu satar kahpeler.
.
Arama, dışarıda değil düşmanın,
Bir elinde yorgunluk, bir elinde kalemler,
Başını kaldırdı, durduğumu görünce.
Kömürden kara o yorgun gözler,
Sanki bir gülüşe denk gelmemiş ömrünce.
Titreyen elleriyle uzattı bir kaç kalem,
Bir bütün de yarım olsam, kim diğer yarım?
Anam mı, babam mı, belki de karım.
Kime derdim açar, kimle ağlarım?
“Buldum” dedim, bir ses kardeş deyince.
Fark etmez hangi işi yaptığı,
Emeğin teriyle yorulur eller.
Kimi maden işler, kimi toprağı.
Yine de onlar olur hep ezilenler.
İşçi bayramı ya hu günün adı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!