Rüya dediğin, nefestir Nihal... Ve sen,
Sırr-ı ezelden dökülen o son hece.
Varlık dediğin, bir vecdin adıdır,
Sende vücut bulmuş, ezelden beri.
Bir yanın ateş, külde gizli kor,
Bir yanın Leyla, bir yanın kaldırımda son yolcu.
Ten, bir perdedir Nihal...
Aşk, perdeyi yırtandır.
Elim, bir dua gibi uzanırken
Zülfünün kandiline,
İki cihan bir nefes olur.
Gece, sükutun koynunda inler,
“Nihal” diye, “Nihal” diye.
Gölgen bile ürperir bu çağrıdan,
Zira aşk, adını anmakla başlar,
Ten, o mukaddes kelimeyi duyunca,
Secdeye kapanır.
Gel Nihal,
Bir vahiy gibi gel karanlığa.
Söz, tende mühürlü bir emanet,
Vuslat, o mührü kırandır.
Bilirim, her gidişin bir sabırdır,
Her gelişin bir kıyamet.
İçimdeki dergâhın kapısında bekleşir
Kırk yıllık hasret.
Gel, usulca gel.
Ne bir nefes yeter bu yangına,
Ne bir kadeh.
Aşk, Nihal ile başlar,
Hâlâ ile biter.
İşte bu yüzden,
Hep son nefeste anarım adını.
Çünkü bilirim, ölüm bile
Seninle güzel.
Gel Nihal...
Gece uzun, yol ince.
Gönül dediğin, seni duyunca,
Kendinden geçer bir ân.
Vuslat dediğin, işte tam o ân.
Gel,
Ve bir daha gitme.
Çünkü sensizlik,
Sırrın kendini unutmasıdır.
Ve sen, unutulmaya gelmedin Nihal.
Sen,
Varlığa vurulmuş en güzel mühürsün.
Gel...
Ve o mührü, bu gece,
Benim tenime vur.
Kayıt Tarihi : 27.2.2026 17:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!