Doğdun.
Bir sabah,
dünyaya tutunmak ister gibi
ağladın.
Bir anne eğildi üzerine,
sıcak bir göğüs,
ılık bir nefes,
küçücük eller...
Sonra büyüdün.
Dünyayı avuçlarına sığdırmaya çalıştın.
Bir ev, bir sofra,
birkaç sevda,
biraz para,
biraz gurur...
Günler geçti.
Aynalar yüzünü değiştirdi,
takvimler duvardan eksildi.
Ömrü tüketen sen değildin.
Ömür seni tüketti.
Sonra bir gün
ölüm,
hayatının ortasına
ince bir gölge bıraktı.
Belki bir odada.
Perdenin arasından süzülen ışık
yatağın üzerine düşüyordu.
Bir nefes aldın.
Odanın bütün sesleri
birden uzaklaştı.
Bir nefes daha...
Bu kez göğsün
dünyaya yetişemedi.
Ve bir an geldi;
sanki görünmeyen bir el
boğazındaki son ışığı söndürdü.
Azrâil...
Allah'ın emriyle.
Ne gençliğine baktı,
ne cebindeki paraya.
Bir ömrün kapısı
içeriden kapandı.
Gözlerin
dünyaya son kez değdi.
Sonra çekildi bakışların.
Ellerin sustu.
Dilin sustu.
Kalbin...
bir kuşun kanadı gibi
son kez çırpındı.
Ve sustu.
Odanın içinde
hayat kadar sessiz
bir ölüm kaldı.
Bedenin soğudu.
Ellerin dünyaya uzanıyordu;
şimdi yanına düşmüş iki sessizlik.
Gözlerin dünyayı görüyordu;
şimdi iki kapalı pencere.
Sonra su...
Hayatında yüzünü
binlerce kez yıkadın.
Son suyunda
başka eller vardı.
Su aktı yüzünden.
Bütün kokular,
bütün renkler,
bütün gösterişler
birer birer sustu.
Ve beyaz bir kefen...
Cepsiz.
Düğmesiz.
İçine hiçbir servetin
sığmadığı kadar sade.
Zenginin beyazı da aynı,
fakirin beyazı da.
Ölüm,
insanın üzerindeki bütün isimleri çıkarır.
Geriye
yalnızca bir kul kalır.
Sonra omuzlar...
Bir zamanlar
dünyayı omuzlarında taşıdığını sanan adamı
şimdi dört omuz taşır.
Bir avludan geçersin.
Tekbir yükselir.
Dünya bir anlığına
susar.
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Sonra toprak.
Hayat boyunca
uzaklara gittin.
Denizler geçtin,
şehirler değiştirdin,
dağların ardına baktın.
Sonunda
iki omuz genişliğinde
bir yere sığdın.
Toprak düştü üzerine.
Bir avuç.
Bir avuç daha.
Sesler yukarıda kaldı.
Ayak sesleri uzaklaştı.
Son dua göğe karıştı.
Ve herkes gitti.
Sen kaldın.
Toprakla baş başa.
Gökyüzü yine maviydi.
Şehir yine ışıklı.
Bir evde çay kaynıyordu belki.
Bir çocuk gülüyordu.
Bir yerde hayat
hiçbir şey olmamış gibi
devam ediyordu.
Sen ise
bir avuç toprağın altında
ilk defa hiçbir yere yetişmiyordun.
Öüm budur.
Dünyanın sustuğu an değil;
dünyanın sensiz devam ettiği andır.
Doğarken
ellerin boştu.
Şimdi ellerin yine boş,
Ama toprağın altında.
Arada kalan zamana
ömür dediler.
Sana emanet edilmisti,
Sen...
o emaneti
ne yaptın?
Kayıt Tarihi : 26.09.2026 18:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!