Zaman akar, ben susarım,
Bir an durur yüreğim, varlığı anlarım.
Ne dün bana döner, ne yarın beni çağırır,
Hepsi bir “şimdi”de erir, kaybolur.
Saatler döner, ama ben dönmem,
Merhabayı bilmez insan hoşçakalı ezberler
dört duvar bir mahpushane türküsü yoldaş cana
Duvarlar artık bir engel değil
düşmeler yormuyor yüreğimi
Ey bana benzeyen ve benden sonra gelecek olan!
Sana ne miras bırakabilirim ki?
Sözlerimi bile taşıma;
çünkü söz, ağızdan çıktığı an yaşlanır.
Yalnız ateşimi al —
ama o ateşi kendi kalbinde yeniden yak.
Sevgiyle yol alır yürür can
At izi it izi iç içe karışmış
Kurşunlar belalar Firari
Dağları ovaları aşar can
Karanlık gözlerini yummaz
Mevzu derin yol uzun
Yine zifiri gözümün karası
Prangalar pas tutmaz
Uçurum düşkünlüğü gibi
Ah Benim özlemlerim
Yorgun düşmüş artık herşey
Bir düşünce doğar — sessiz, ince bir çizgi,
Zamanın nabzında titreşir usulca.
Ben mi onu kurarım,
Yoksa o mu beni düşler burada?
Bilinç, belki de rüyanın farkında olmaktır,
Her şey zincirleri kırmakla başlar
İnsanoğlu sınırda kimliksizdir
Zincirleri kırıp sınırdan öteye geçmeli
Öyle yada böyle bir adım şart
İyi kötü her şekilde karşılığı alınır
Mesele hayatın koşuşturmacanın içinde olmak
Ne diyelim ki hani gören görür
Var oluşu yok oluşum da
Esasen soru da cevap da bizde
Etki tepki meselesi tümüyle hayat
Duvarlar, suskun bir çağın tortusu,
Her taşında eski bir nefesin yankısı var.
Kendimi dinledikçe büyüyor karanlık,
Ve karanlık büyüdükçe içimde bir ışık yanıyor—
Çünkü insan, gölgelerin içinden
Kendi yüzünü tanımayı öğreniyor.
Zindan bu sevgili
Duvarların künyesi okunmuyor
Gökyüzü yine ağır bir bedel
Yeryüzü yas tutmaz
Kuşların canı çıkar ağıt yakmaktan
Hayat yine hüzün yine gözyaşı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!