Ayak bileğimde zaman ağır,
Paslı demirle ölçülür gün.
Her adım, taşta yankılanan bir ömür,
Ve her gece, içime çöken bir hüzün.
Pranga eskitirim sessizce burada,
Gecenin ucunda sessiz bir çığlık,
Dökülür yıldızlar, içimde fırtınan.
Bir zincir gibi çökmüş omzuma yokluk,
Adını anarken titrer dudaklarım.
Sana susmak bile yangınken artık,
Büyük birader'in gözü, her yerde, her an,
Düşünce Suçu kol gezer, yasaklar her yalan.
Gerçek bükülür, tarih yeniden yazılır,
Sözlük küçülür, özgürlüğe yavaşça sızılır.
Çift düşün denir, akla sığmayan bir hal,
Karanlığın içinden yükselir bir ses,
“Artık yeter!” der,
“gözlerimizdeki zincirleri parçalamanın vakti geldi.”
Her put, taş değil yalnızca,
her put, suskunluğun, korkunun,
ve boyun eğmişliğin gölgesinde büyüyen bir yanılsama.
Racon sevmektir şimdi
Gönül yükünü ağır görmeyerek
Edebi elden ederiyle bırakmadan
Güzeli güzelce sevmeli her insan
Ne bir kuşun kanadı kırılsın
Ne bir insanın yüreği yansın
Niyet o dur ki aşk ferman yazsın
Evet mümkündür çok şey istedik belki
Ama ödediğimiz bedeller daha büyük
Fırçamı daldırdım sessiz renklere,
Kâğıt bir rüya şimdi ellerimde.
Ne kalıp ararım ne de bir sınır,
Gönlüm nereye isterse oraya kırılır.
Bir çizgi başlar içimin ucundan,
Rojinamın —
Adınla başlar sabahın anlamı,
Işığınla uyanır içimdeki evren.
Sensiz her gün, yarım kalan bir doğuştur,
Güneş doğsa da ben karanlıktayım.
İçimde dinmeyen bir fırtına esiyor,
Zaman ince bir telde umudumu kesiyor.
Kendi derinliğimde boğulurken her gece,
Sessizlik dudağımda düğümlenmiş bir hece.
Benliğim bir aynadır, sırrı dökülmüş eski,
Geceye eğildim, yıldızlar sustu,
İçimde bin yıllık bir sır uyandı.
Ne dildir bu, ne de sessizlik,
Kalbimle konuştum… hak duymaktaydı.
Yollar vardı içime doğru kıvrılan,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!