Her gidişin kendine has onuru vardır
Yaşanmış onca şeyin hatırı vardır
Arkada kalanında,gururu vardır
Gideceksen git ama,böyle gidilmez
Çekip vursan,kan akmazdı belkide
Teyplerde yanliş seçilmiş şarkılar çalıyordu,biz abilerimizden,babalarımızdan arabesk bir hayatı devralıyorduk.Talihsiz 78'lilerdik,ve kimse bize acımıyordu.Bir aşkı anlatan şarkılar neden hep ölüm kokuyordu,neden başında veya sonunda illede biri ölmek zorundaydı aşkların,hiç bilmedik ama galiba aşktan kolay belledi,ölmeyi,yüreklerimiz.
Batan güneş benide al,ya benimsin yatoprağın,mezarım olacak bizim sokaklar,diye başlayıp biten şarkılarımız,batsın bu dünya,çile bülbülüm çile,dedrtiyordu bizlere.Ve can bedenden çıkmayınca asla sevmenin,yada sevdiğini rahat bırakmanın mümkün olmadığını söylüyordu,adam olmuş çocukların klavuzu Barış abi bile.Bu yüzdendir şimdiki şarkılara yabancıığımız,
Utanır insan böyle güzel olunurmu diyor yeni nesil şarkılar,ve aslında bizim yaşadığımız yasaklı hayatın bir özetidir bu.Utanır insan böyle güzel olunurmu,yada sen bukadar güzel olursan ben sana nasıl bakarım?
Ama neden? Neden güzelliğinden utansın insan ve neden utanırız güzel bir yüzü seyretmeye.
Ülkemin bölünmez bir bütün olduğunu kafamıza bir mıh gibi işlemi,şlerdide,bir köşesinde komşu kızını kardeş belletirken,diğer köşesinde kardeşlerimi evlendirmişlerdi,toprak bölünmesin diye. Bu bölünmezlik anlayışı öylesi bölüyorduki ülkemi,bir kentten başka bir kente gittiğim misafirliklerde yaşadığım tek değişim hava değişimi olmuyordu.Yüreğime yeni kurallar öğretmek zorunda bırakılıyordum,her Erzurum seyahatlerimde ve ben Erzurumu sevmek istiyordum,Dedemin yasakları olmasa.
Şair sıkma canını
Bu ilki değil,gecikmişliklerinin
Neleri kaçırdında sen
Dimdik durdu yüreğin.
Hep böyle olursun zaten
Dikkatsiz,savruk,ilgisiz,
Adamlığın kitabını birdefa yazdık,
Bir satırını silmeyiz gülüm,
Kara sevda yüreğimizde birkez çekilir
Tesbih gibi ardarda dizmeyiz gülüm.
Aşk için ölmek yok alfabemizde,
Aşkı yaşatmaya yemin etmişiz.
Merhaba sırdaş merhaba
Biliyorum kızıyorsun bana
Yalnız bıraktım seni
Yalnızların yapamayacağı yaşam savaşında,
Belki unutmuşsundur,silmişsindir beni
Öyle ya
Bir sevgilim var,saçlar süpürge
Kaçacak delik ararım onu görünce
Ayakkabı fırçası gibi kaşları vardır
Bacakları eğik bir dalı andırır
O ne biçim göz kızım
Madam Beki ve Hilal caddenin karşısına geçip,deniz kıyısındaki parka gitmişlerdi.Aslında kapalı bir mekanda oturmak istemişti Madam Beki ama Hilal konuşacaklarını diğer insanların duymasından korkmuş olacaktıki açık havada oturalım diye diretmişti.Çocuk parkında banklardan birine oturdular,Hilal az ötedeki kefeteryadan çay alıp gelmişti.Madam Beki söze başladı
---Bak Hilalcim sana şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle,Çünki senin için çok önemli şeyler söyleyeceğim.
--Buyrun
---Sen bu Muratla evlenmeyi düşünüyormusun,tabii nişanlı olduğuna göre evet
---Henüz nişanlı değiliz
Hilal bunu neden söylediğini bilmiyordu.Sanki kadın birşeyler biliyormuş gibi gelmişti,aklınca yada bilinçaltına yerleşmiş korkular sonucu Muratla ilişkim resmi değil demeye getirmişti.
Azize hanım o gün ders aralarında ve ders çıkışı öğleden sonra gittikleri çay bahçesinde bütün hayatını,daha doğrusu hayatına damga vuran son altı yılı anlattı Hilâle.Hemde eksiksiz,en ufak bir ayrıntıyı bile atlamadan.Hilâl onunla birlikte dolaşmaktan bile korkuyordu artık.Ya benide öldürürlerse,ya benide rahatsız ederlerse diye tereddüte düşüyordu kendi içinde.Ama Azize hanımıda kaderiyle başbaşa bırakmaya gönlü razı olmuyordu.Savcılığa gitmeye razı edememişti.Azize hanım dersaneden ayrılacağını söylemişti.Sabah Hilâlden saklamaya çalıştığı kağıdın istifa dilekçesi olduğunu söylüyordu.Kendisi yüzünden bütün dersanenin,öğretmenlerin,öğrencilerin huzurunu kaçırmak istemiyordu.Hilâl bir ara Azize hanıma kızgın bir ses tonuyla sordu
--Peki Azize hanım devlet sizi niçin yalnız bıraktı.Korumaya almadı,çalışmak zorunda bırakıldınız?
---Hayır Hilâlcim,devletimize allah zeval vermesin onlar beni korumak istediler,hatta iki yıl sürekli evimi gözetim altında tuttular.Attığım her adımdan haberdar oldular.Ama takdir edersinki tek asker kocam değildi,her askerin ailesine devlet koruma verse ne olur düşünsene.Hem bunu birazda ben istemedim,Serkan büyüdükçe biraz daha bu olayı unutsun istedim.Parasal sıkıntım yok benim.Bu köhne dersanede çalışmamın sebebi biraz izimi kaybettirmek içindi.Üç yıldır bu dersanedeyim,dersaneden çıkınca doğru oğlumun yanına giderim,ordan anneme gideriz.Annemde burda oturuyor.
---İyi ama ömrünüzü saklanarakmı geçireceksiniz.
---Ben oğlum büyüsün,işini eline alsın ondan sonra köye yerleşirim diye düşünmüştüm.Emekliliğime urda iki üç sene kaldı
--Neden devlet okullarında görev yapmadınız
Şair işte sana bembeyaz sayfa,
Yazabiliyorsan yazda görelim,
Mehmetçiğin kanını,bir kaç satıra,
Vurabiliyorsan vurda görelim,
Gözlerin kançanağı,ellerin titriyor,
Arzu dediğini yapmış,Hilalle konuştuğu geceden iki, gece sonra Salimle yaşayacağı eve gitmişti.Hilal Gürçeşme'de,Arzu Buca'dadaydı artık.Araları yakındı ama belki ilk günlerin yoğunluğundan,belki yıllardır birlikte olduktan sonra ayrılmanın verdiği ince gururdan birbirlerini aramıyorlardı.Hilal bu durumun fazla uzun sürmeyeceğini düşünüyordu.Yani Arzu çok çok bir ay sonra,eşyalarını toplayıp geri dönecek,Salimle ayrıldığını söyleyecekti ona.
Hilal işsiz geçen günlerinde,artık arzuda olmadığından para sıkıntısı çekmeye başlamıştı.Bakkala,manava borçlanmaya başlamıştı.Ev kirasını Arzu ödeyip çıkmıştı ama eğer iş bulamazsa bir sonraki kirayı ödemesi imkansızdı.Kaldıki iş bulsa bile,tek başına kiralık bir evde oturması,elektrik su,parasını yetiştirmesi zordu.Odun sobası yakmakla uğraşamamışlardı,ve elektrikli sobayla ısınmışlardı,bahara yaklaşmalarına rağmen,hala kuru soğuk oluyordu ve sürekli ısıtıcı yanıyordu.oldukça yüklü bir fatura gelecekti ve bunu Hilalin ödemesi imkansızdı.
Bu şehirde tekbaşına,hemde işi olmadan daha fazla kalmanın anlamsız olduğunu düşünmeye başlamıştı Hilal,Tayini çıkana kadar,yada yeni bir iş bulana kadar ya Halasına gidecekti,yada İstanbula ailesinin yanına geri dönecekti.
Birinci seçenek biraz canını sıksada,ikincisine göre daha cazipti,Çünkü eğer eve geri dönerse babası ''bak gördünmü,ben dedim yapamazsın kız başına oralarda'' diyecek ve haklı çıkmış olacaktı.Bu zoruna gidiyordu,pes etmek istemiyordu.Hem şimdi giderse bir daha çıkamazdı bunu biliyordu.
Sıkıntılarını biraz olsun hafifletmek için paraya ihtiyacı vardı.Tek çare annesinin kendisine evden ayrılırken verdiği bileziklerden birini bozdurmaktı.Annesi Hacer hanım,evden ayrılırken kendisine üç bilezik vermiş,eğerçok zorda kalırsan kimseye el açma,sat,benim kolumda duracağına işe yarasın demişti.Defalarca sıkıntıya düşmesine rağmen satmamıştı,çünkü her seferinde Arzu kendisine borç vermiş,ama bir çoğunu geri istememişti.Şimdi kendisine borç verecek Arzuda yoktu,evlerini ayırdıktan sonra ondan borç isteyemezdi,hem borç almak bir tarafa Hilal en yakın zamanda borçlarını ödeyip,Arzuya olan ezikliğini gidermek istiyordu.




-
Ebru Ercan
Tüm Yorumlarben evli bir bayan olarak bu söylediklerinizi(allaha şükür) yaşamıyor olsam da yaşayan birçok kadın adına %100 doğru bulduğumu belirtmek istiyorum ve samimi yazınız için tesk ediyorum.kaleminize sağlık...