Efendimizin her uyguladığı sünnetin arkasında yatan bir hikmet vardır..Tabiiki görebilene...
Efendimiz yatarken sağ tarafına yatar... Sağ avucuda, yanağına gelecek şekilde uykuya geçermiş..Peki neden sağ taraf..ve neden sağ avuç...Hemen izah edeyim..Yan yatma pozisyonu, sırt üstü veya yüz üstü uyuma şekline göre daha fazla lenf sistemine yardımcı olur.., buda beyinde istenmeyen kimyasalların birikmesine engel olarak Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara yakalanma ihtimalini azaltır...Sağ tarafa yatılması durumunda, sağ burun deliği tıkanır...sol burun deliği açılır... Sol burundan yapılan nefes alma ile sağ beyin yarım küresinin aktivitesi artar...Sağ beyin yarım küresinin uyarılması, parasempatik sinir sistemimizin faaliyetlerini artırmasına, kalp hızının yavaşlamasına, tansiyonun düşmesine ve mide-bağırsak faaliyetlerinin yavaşlamasına neden olur. Dolayısıyla kalp daha az yorulur, uykuya dalmak daha kolaylaşır. Bu da dinlenmenin daha iyi olmasına olanak sağlar.
Gelelim sağ avuç içine.. İnsanın sağ avucunun içerisinde pozitif elekrik yüklüdür... İnsan uyurken sağ ucunu yanağına koyduğunda,o pozitif elektrik vücuda yüklenir...Buda insan sağlığı ve şifası için bı hayli önemli ve değerlidir... Ayrıca, bir yeriniz Ağrıdığında, sağ avuç içinizi ağrıyan yerinizin üzerine koyup, tekli sayılarda;
" la ilahe illa ente sübhaneke innî küntü minezzalimin" duasını okuyup Allah'tan yardımını göndermesini dilediğinizde, bu duanıza karşılık bulursunuz... Çünkü daha önce de belirttiğim gibi, Sağ avuç içi yararlı elektrik yüklüdür... Sağ avucunuz ağrıyan yerinizin üstüne koyduğunuzda, tıbben fayda görürsünüz... Yunus Aleyhisselam'ın duasını okuduğunuzda da, manen fayda görürsünüz..
İşte böyleeee...
Biz yazarız..Nasibi olan alır... Resulullah'ı örnek almayan yarı yolda kalır...
Allah'ı hatırlatan zorluk,
Allah'ı unutturan bolluktan kıymetlidir..
Ne güzel zorluklardan geçiyoruz Elhamdülillah...Rabbimiz ısrarla bizlere kendisini hatırlatmak için müthiş bir kompozisyon hazırlamış..Ve biz bu kompozisyonu deneyimliyoruz... mübarek ola...
Esma çekimlerinde, çekilen esmanın sayısı neden önemlidir diye merak edenlere cevaben yazıyorum..
Dervişin biri çölde yürürken, aşık bir adama rastlar...Aşığın kucağında sevdiğine götürmek üzere topladığı öbek öbek güller vardır.. derviş, adama, sevdiğine kaç tane gül götürdüğünü sorar... Bunun üzerine aşık;
-insan sevdiğine vereceği gülü Sayar mı diye cevap verir...Bu cevabı duyan derviş derinden sarsılır.. Ve elindeki tespihin ipini çeker koparır...
Bakın arkadaşlar... Allah'ı zikretmek maksadıyla çekilen Esma farklı bir şeydir... Allah'tan bir şey dilemek maksadıyla çekilen Esma terkibi farklı bir şeydir..
Allah'ı zikretmek maksadıyla ona yakınlaşmak maksadıyla çekilen Esmada sayı mecburiyeti aranmaz.. ama yine de olayı abartmamak gerekmektedir... Çünkü her Esma çekiminin bir enerji yükü vardır..yani esma çekimleri aynı zamanda hem yaşam alanına hemde bedene yapılan bir enerji yüklemesidir.. kaldıracağınızdan fazla enerji yüklendiğinizde, üzerinize hazır olmadığınız enerjileri çekersiniz... Hazır olmadığınız boyut kapılarını açarsınız.. başınızı derde sokarsınız.. Bu yüzden her şeyde ölçü şarttır... Önemli olan dil ile Esma çekiminden ziyade, kainattaki Esma yansımalarını görmektir... Mesela ağaçlara baktığınızda gökyüzüne baktığınızda canlılara baktığınızda cansızlara baktığınızda Allahu Teala'nın yaratma gücünü...yani "hâlık" esmasını görebiliyorsanız Ne mutlu size.... Aynı türden canlıların, farklı yapısal normlarını gördüğünüzde, Hayretiniz artıyorsa, Allahu Teala'nın "musavvir" esması ile karşı karşıyasınız demektir... Eğer ki siz, baktığınız her şeyde Allahu Teala'nın farklı farklı esmalarını görüyorsanız, her an zikirdesiniz demektir... Yani anlayacağınız zikir sadece dil ile yapılan değildir... Asıl zikir, kalp ile yapılan zikirdir...
Şimdi gelelim, farklı maksatlarla çekilen Esma terkipleri meselesine... kişi bir dileğinin gerçekleşmesi maksadıyla Esma terkibi çekecekse bunda sayı çok mühimdir.... Ne bir eksik Ne de bir fazla çekilmelidir... Çünkü buradaki esmaların her biri, anahtarın dişlileri gibidir.. nasıl ki;...
Çalışmayan kadın için Türkçede;
"ev hanımı.."
İngilizcede;
"house wife.." (ev kadını)
Arapçada; "Rabbü'l-beyt" (رب البيت) ifadesi kullanılır...Anlamı ise; "evin Rabbi", "evin sahibi", "Evin kraliçesi", "ailenin reisi" dir...
Dillerdeki incelik, toplumsal duyarlılığın yansımasıdır.. efendimiz kendi temizliğini kendi yapar, kendi dikişini kendi Diker, gelen misafirlerine kendi elleriyle hizmet ederdi..
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam..
memleket gibi esir ve yoksuldur odam...
İnsan anladığı ve anlaşıldığı ile çiçek açar...
Ey Gönül!
Ey içimizi karartan karanlık çağ...
korkmuyoruz karanlığından...
Karar karara bildiğin kadar...
Çünkü aydınlığın başlangıcı, karanlığın en yoğun olduğu noktadır...
Ve biz zifiri karanlıktayız...
Birlikteyiz..
Müslüman olmak başka şeydir..Mümin olmak başka şeydir... Müslüman, diliyle iman ettiğini vurgulayan kimsedir..Mümin ise, hem diliyle hemde kalbiyle Allahın varlığına ve birliğine, hz.Muhammedin son peygamber olduğuna tam manada kanaat eden kimsedir...
Müslüman şeriaten Allaha bağlı olsada, kalben tam manasıyla Allaha bağlı kalamayabilir...Mümin ise hem şeriaten hemde imanen Allaha kulluktan asla taviz vermez...
Müslüman her olayda sebepleri görür..Onlara kızar veya sevinir..Mümin ise, her olayda Allahın elini görür..
Müslüman eşyayı görür..Mümin eşyanın arkasındaki hakkı ve hahikati görür..
Müslüman aklıyla olaylara bakar..Aklına güvenir...Mümin ise kuran şeriatiyle bakar... Yeryüzündeki canlı cansız herşeyde kurandaki ayetleri ve allahın esma tecellilerini görür...
Bir çok insan " iman ettim " demekle iman ettiğini zanneder...Ama iş imtihan edilmeye geldiğinde sahibi geçip, sebeplere takılır kalır...
Muhammed suresi 7.ayet;
" Ey iman edenler! Allah’ın dinine yardım ederseniz,O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır..."
Pekiiii....Ne Allah’ın...ne de gönderdiği dinin bize ihtiyacı varmı...?
yok.... Öyleyse nedir bu ayetteki gizli sır...? "NİYET"....
Bizi Kurtuluşa erdirecek olan şey niyetlerimizdir...Allah bizi niyetlerimizle imtihan etmektedir..Biz Allah'ın dinine yardım etmeye niyet ettiğimiz...Ve bu uğurda yola çıktığımız vakit, safımızı belli etmiş oluyoruz...Diğerlerinden farkımızı ortaya koyuyoruz.. Allah'ta hem dünyayı hem ahreti hizmetimize veriyor.. Ummadığımız anlarda, Ummadığımız yardımlar imdadımıza yetişiyor....Allah'la iş birliği ne hoştur görebilene....Ne mutlu onun için verebilene..onun için sevebilene..onun için vazgeçebilene..onun için savaşıp,onun için ölebilene...
Her arayan bulamaz ama bulanlar arayanlardır...demiş beyâzıtı bestâmi hz'leri... İnsanlar sürekli arayıştadır... Ama asıl aradıklarının kendileri olduğunu bilmezler.. Bu yüzden oradan oraya savrulur dururlar.. hem kendileri ziyan olurlar...hem vakitlerini ziyan ederler...Hemde ömürlerini ziyan ederler...öylece ölüp giderler...Nitekim, neyi bulmak istediğini bilmeden sürekli aramaya kalkmak insanoğlu için ziyandır... İşte bu yüzden asr suresinde;
"İnsanlar ziyandadır... Sabredenler ve Hakkı tavsiye edenler müstesna" diye buyurulmuştur... İnsanlar asıl aradıklarının mutluluk olduğunu zannederler... Fakat asıl mutluluğun kendilerini bulmak olduğunu bilmezler.. Bu yüzden doyumsuzdur insanoğlu... Bu yüzden bir şeyi bulduğunda, yine başka şeyleri aramaya devam eder... Başka çiçeklere konmayı hayal eder....Ancak inanarak, ve neyi aradığını bilerek arayanlar, aradığını bulabilirler..."Bal arısı çiçeğe konan tek böcek değildir...fakat ondan bal çekmeyi bilen yalnız odur" demiş Goethe..Ne güzel izah etmiş, hedef ve sonuç ilişkisini..
Evet...insan kendisinin ne olduğunu, yada ne olmadığını bilirse... Ne yapmak istediğini bilir.. ve görevini bilir... Neyi nerede arayacağını...neyi nerede bulacağını bilir... Neyi nereden alacağını neyi nereye koyacağını bilir...
Bana göre çağımızın en büyük hastalığı, gerçekte "KİM" olduğumuzu bilmememizdir... Kim olduğunu bilen,Henüz yeryüzünde iken kimlik arayışını bitiren kişi, arama işini bitirir... görevine başlar.. tohum tohum olduğunu bilirse... toprak toprak olduğunu bilirse...Su , su olduğunu bilirse... Yani her şey kendisinin ne olduğunu bilirse, tabiattaki verim mükemmel olur...Asla hiç kimse, elma ekip nar yemeyi hayal etmez..Bu durumu ne güzel özetlemiş Mevlana;
Ey insan, sen görünüşte maddî varlığınla "küçük bir âlem"sin. Fakat mânen , gerçek varlığınla, "büyük bir âlem"sin.
Peygamber efendimiz bir defasında:
“Ey kadınlar topluluğu..! Sadaka veriniz.. günahlarınıza çok tövbe ediniz... Çünkü ben (Miraç gecesinde) cehennemdekilerin çoğunu sizin teşkil ettiğinizi gördüm” buyurmuştu... Orada bulunan kadınlardan biri;
"Biz neden cehennemdekilerin çoğunu teşkil ediyoruz?" diye sorunca, Rasülü Ekrem Efendimiz;
"Çünkü siz çok lanet ve beddua ediyor.. ve kocalarınızın iyiliklerini unutuyorsunuz" diye cevap verdi...
Lütfen ağzınızdan 'LANET' ve 'BELA' kelimelerini kaldırın.. Mümkün mertebe BEDDUA'dan sakının... Bunların üçü ağzınızdan çıktığı andan itibaren şeytan olup sizin veya çocuklarınızın vücuduna giriyor... Sizin vücudunuzda yaşamaya başlıyor... tövbe etmediğiniz sürece de sizin vücudunuzda veyahutta çocuklarınızın vücudunda sizlere hayır dışı işler yaptırıyor..Daha başka türlü musibetlerle karşılaşmanıza da zemin hazırlıyor..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!