İnsan bazen birine değil, o kişinin içinde kurduğu hayale bağlanıyor.
Ben bunu çok geç anladım. Seni ilk tanıdığımda hissettiklerim gerçekti. O heyecan, o kalp çarpıntısı, o “bulduğum şey bu” hissi… İnsan bazı insanları ilk gördüğü anda tanıdığını zanneder ya, ben de öyle sandım. Sanki yıllardır eksik olan bir parçam yerine oturmuş gibi geldi. Sen vardın ve ben artık tamamlanmıştım.
Ama insanın kendini bir başkasında tamamlamaya çalışması, en büyük eksikliğiymiş aslında. Biz birbirimizi severken her şey çok yoğundu. Seninle gülerken gerçekten mutluydum. Yanındayken dünya biraz daha katlanılabilir geliyordu. Ama zamanla o mutluluğun içine küçük çatlaklar girmeye başladı. Önce önemsemedim. Her ilişkide olur dedim. Herkes tartışır, herkes kırılır… Ama bazı kırılmalar vardır ki ses çıkarmaz, sadece içten içe büyür. Sen bana her kırıcı davrandığında ben seni daha çok anlamaya çalıştım. Her hakaretinde “sinirliydi” dedim, her uzaklaşmanda “yorulmuştur” dedim. Kendimi susturmayı öğrendim. Çünkü seni kaybetmekten korkuyordum. Aslında seni değil… Sensiz kalmayı. İnsan bazen acıya bile alışıyor. Hatta öyle bir alışıyor ki, acı yoksa bir şeyler eksikmiş gibi hissediyor. Ben de öyle oldum. Gidişlerine alıştım, dönüşlerine umut bağladım. Her seferinde “bu son” dedim ama her dönüşünde yeniden başladım. En tehlikelisi de buydu zaten: Sana değil, düzeleceğine inandığım “biz”e tutunuyordum. Ama bir gün… her şey bir anda değil, içimde yavaş yavaş bitti. Çünkü bazı insanlar bağırarak değil, susarak vazgeçer. Beni en çok kıran şey söylediklerin değildi aslında.
Beni en çok kıran şey, en savunmasız halimi alıp onu bana karşı kullanmandı. Gizli kalması gerekenleri ortaya dökmen, beni koruman gerekirken beni herkesin önüne bırakmandı. İnsan sevdiği birine bunu yapmaz.
Sevgi, birini rezil etmek değildir.
Sevgi, birinin yarasını kanatmak değildir. O gün anladım ki… ben birini sevmemişim sadece, aynı zamanda kendimden vazgeçmişim. Sonrası kolay olmadı. Kimse sana “bitti” dedikten sonra gerçekten bitirebildiğini söylemesin. Çünkü bedenin uzaklaşır ama zihnin kalır.
İnsan ruhu, bazen mevsimler kadar değişken, bazen de fırtınalar kadar serttir. Bugün seni gülümseten bir yüz, yarın sana en derin yarayı açabilir. Kimisi kendi içindeki karanlıkla boğuşur, kimisi ise karanlığını başkalarının üzerine gölge gibi bırakır.
Ve en acı tarafı şudur ki; kötü kalpli insanlar, çoğu zaman kendilerinin ne kadar zarar verdiğini bile umursamaz.
İnsanların değişkenliği, sana başta anlam veremediğin bir hayal kırıklığı gibi gelir. Bir bakarsın dost sandığın kişi, bir anda yabancı oluvermiş. Bir bakarsın “iyi” dediğin yüz, gözlerinin önünde maskesini indirir. Bu durum seni kırar, ama seni bitiremez. Çünkü artık bilirsin ki herkes senin kalbin gibi değil.
İşte gelişim tam da burada başlar…
Bugün kendimi bir rüyanın içindeymişim gibi hissettim. Yeşillikler arasında özgürce koşan bir atın üzerindeydim. Kalbim heyecanla doluydu, gözlerimde umut parlıyordu. Her şey o kadar huzurluydu ki, “İşte bu!” dedim. "Hayat böyle bir şey olmalı..." Ama sonra kontrol elimden kaydı. Yol değişti. Tanımadığım taşlı bir patikaya saptım. Korktum. “Ya geri dönemezsem?” dedim kendi kendime. O anda kayboldum sanmıştım, ama aslında kendime yaklaşmaya başlamıştım. Çünkü insan ancak korkularla yüzleştiğinde gerçek yolculuğa başlar, değil mi? Ve ne oldu biliyor musun? Yalnız değildim. Sevdiklerim bir yerden bana uzandı. O an anladım: Bu dünya hem cesaretle hem de sevgiyle yürünecek bir yol. Artık biliyorum, her kayboluş bir dönüşüm olabilir. Her taşlı yol, daha sağlam adımlar içindir. Ve ben... bu yolculukta hem yalnızım, hem de hiç değilim.
Bazen düşünüyorum… Kalbim neden hâlâ onun için atıyor?
Oysa yanımda değil, çabası yok, sözleri bile bazen silah gibi…
Ama hâlâ bağlıyım, hâlâ umut ediyorum.
Sevgi dedikleri şey, beni bu kadar yıpratmalı mıydı?
Her “seni seviyorum” dediğinde içim titriyor, ama aynı anda kırık bir dal gibi sallanıyor ruhum.
"Sahi, Biri Sorsa Nasılsın Diye?"
Bana kimse “Nasılsın?” demedi uzun zamandır.
Sahi… sorsalardı ne olurdu biliyor musun?
Belki de oturur, saatlerce ağlardım.
Belki de “iyiyim” diyemezdim bu kez.
Büyümek, sadece yaş almak değil; duygularımızı tanımak, anlamak ve en önemlisi onları yönetebilmektir. Gerçek büyüme, dış dünyanın sesini kısmaya başladığımızda, iç sesimizi dinlemeye cesaret ettiğimizde başlar. İnsan, kendine döndüğünde hayatın asıl anlamını keşfeder. Başkalarının ne düşündüğünü önemsemeyi bırakıp, kendi iç dünyamıza yöneldiğimizde hayat çok daha sade, çok daha huzurlu bir hâl alır. Kendini anlamayan bir insan, ne yazık ki dış dünyanın sevgisini ve anlayışını da tam anlamıyla hissedemez. Oysa her şeyin başı, kendimizi sevmekten geçer. Hatalarımızla, doğrularımızla, eksiklerimizle ve fazlalıklarımızla… Olduğumuz hâliyle kendimizi kabul etmek, hayattaki en büyük güçlerden biridir. Çünkü biz genellikle sadece hatalara odaklanırken, yaşamın bize sunduğu güzellikleri görmezden geliriz. Oysaki evren, bize her gün küçük mucizeler fısıldar. Yeter ki nasıl baktığımızı değiştirelim. İçimizde taşıdığımız ışık, kimsenin söndürmesine izin verilmemesi gereken bir kıvılcımdır. Ne olursa olsun, kim olursa olsun; sizin ışığınızı elinizden alamaz. Ancak siz izin verirseniz… Unutmayın, sizi en iyi siz anlarsınız. Ve yine sizi en çok siz yükseltebilirsiniz. Kendinizi sevin. Kendinizi her alanda destekleyin. Bugününüz bir daha geri gelmeyecek. Zaman hızla akıyor ve siz hâlâ kendinize haksızlık ediyorsanız, durun. Derin bir nefes alın ve sadece ne yapmak istediğinize odaklanın. Çünkü insan, kendine inandığında başaramayacağı şey yoktur. Ne olursa olsun umudunuzu kaybetmeyin. Her yeni gün, yeni bir başlangıçtır. Ve siz, bu hayat yolculuğunda en kıymetli yol arkadaşınızsınız.
Bana kimse “Nasılsın?” demedi uzun zamandır. Sahi… sorsalardı ne olurdu biliyor musun? Belki de oturur, saatlerce ağlardım.Belki de “iyiyim” diyemezdim bu kez. Belki de içimde biriken ne varsa, kelimelere dökülürken gözyaşına karışırdı. Çünkü iyi değilim bazen. Ve bunu kimse fark etmiyor. Kahkahamı duyuyorlar ama çığlıklarımı duymuyorlar. Gülüşümle kandırıyorum herkesi ama kendimi kandıramıyorum. O kadar alışmışım ki güçlü görünmeye… Zayıf tarafımı kimseye göstermemeyi öğrenmişim. Sanki biri “Nasılsın?” diye sorsa ve gerçekten cevabını duymaya hazır olsa… İçimde ne kadar fırtına koptuğunu, ne çok yorulduğumu, ne çok sustuğumu anlardım belki ben bile. Ama sormuyorlar. Çünkü herkes sadece kendiyle meşgul. Kimse bir başkasının yüreğine inmeye cesaret edemiyor. O yüzden, ben kendi içimde sessizce sormaya başladım: “Nasılsın?Ve sessizce cevapladım da: "Yorgunum… Ama hâlâ buradayım." Ve bazen bu bile yeter… Çünkü hâlâ buradaysan, hâlâ ayaktaysan… Demek ki düşmedin, demek ki pes etmedin. Ve en önemlisi… kendine sahip çıkmayı öğrendin. Yine de içimden geçiyor: Keşke biri sorsaydı… “Gerçekten nasılsın?” diye. Ve ben hiç susmasaydım o gün.
Öyle bir an geliyor ki sanki düşüncelerim benim intiharı. Gibi oluyor üzülüyorum ama gözümden yaş gelmiyor sahi üzülmek sadece ağlamak mı yoksa nedir bilemedim gitmek istiyorum herkesten her şeyden en önemlisi ait olduğum yerde ait olmadığımi hissediyorum artık sanki herkes üstüme geliyor gibi hissediyorum mutluyum gülüyorum etrafima neşe saciyorum ama içimdeki savaşları bir tek ben görüyorum kimseye diyemiyorum demek de istemiyorum çünkü artık ben bir seyleri anlatmaktan bir şeyler için cabalamaktan çok yoruldum herkes bana gamsız diyorlar ama öyle değilim zaten herkes bir şey uyduruyor hakkında artık hakkımda denilenleri cok fazla takmıyorum sanırım büyüdüğümu anladığım evre tam olarak buydu önceden arardım sorardım ama şimdi aramayani aramıyorum yazmayana yazmıyorum vefasizsin diyorlar kalbimi kırıp yerlere atanlar sadece gülümsüyorum çünkü onlar benim kalbimin saflığını naifligini anlamadılar bende anlatmak için uğraşmadım zaten yanımda olanlar yanımda arkamda olanlar da açıkçası beni hiç ilgilendirmiyor hani her insan bir gün çok aşık olur ya bende öyle aşık oldum nasıl olduğunu bile anlamadım bir baktım evim o yuvam o hayattaki gayem o sonra o gitti ne evim kaldı ne yurdum ne de hayattaki amacım çok zor oldu benim için sonra durup düşündüm sahi ben bu yolu değmeyecek biri için niye yürüdüm dedim sonra kendine dön dedim senin senden başka kimsen yok dedim kendimi kendim toparladım bazen ağladım bazen acılarımı guluslerimde bastırdım bazen yaşadığım olayları şakaya vurdum bazen saatlerce yürüdum nereye gittiğini bilmeden ama sonra sonra kendimi buldum kendimi tekrar kazandım aslında ne çok kaptirmisiz kendimizi dışardaki insanların dediklerine iyi de yapsan kötü de yapsan sürekli konuşuyorlar zaten kimseyi memnun edemiyorsun ki önemli olan içindeki inancı güvenci yitirme içindeki o ışığı kaybetme eğer ışığını kaybedersen rotani şasirirsin bazen rüzgar çok sert eser ama sonrasında durulur sanki az önce çok sert rüzgar olmamış gibi yaşadığımız acılar da öyle bir olay oluyor kendimizi ona kapatıp dünyanın sonu gibi görüyoruz halbuki daha nice güzellikler varken biz sadece acıya odaklanmayi secmisiz bu ne kazandırır daha doğrusu ne kaybettirir aslında sorunun cevabı çok basit çok seyler kaybettirir başta kendini kaybedersin yolunu kaybedersin umudunu hayallerini kaybedersin o yüzden her acı sonsuza kadar sürmeyecek acıya odaklanmak yerine acıyla başa çıkmayı öğrenin ve öfkenize hakim olun çünkü öfkenize hakim olmazsanız her şey berbat olur ama öfkenizi doğru bir şekilde kullanmayı öğrendiğinizde büyüdüğunuzu anlarsınız.
Seni unuttuğum gün...
İçimde fırtınalar diner mi bilmiyorum. Ama o gün, kalbimde seninle verdiğim savaşı da bitirmiş olacağım. Bir zamanlar nefesimdin ya, şimdi içimi yakan bir boşluk oldun. Ne ara bu kadar yabancılaştık bilmiyorum. Ne ara o göz göze gelişlerin, o umutla beklenen mesajların yerini sessizliğe bıraktı? Unutmak zor...
Bir insanı değil sadece, onunla kurduğun hayalleri, tuttuğun elleri, birlikte güldüğün zamanları da geride bırakıyorsun. Oysa ben seninle bir ömür boyu yürümeyi hayal etmiştim. Her sabah sana uyanmayı, her gece seni dileyerek uyumayı. Ama sen, en çok sarılmaya ihtiyacım olduğu anda sırtını döndün. Ve ben, yolun ortasında kaldım... elimde kırık dökük bir sevda ile. Şimdi bazen endişeyle, bazen özlemle düşünürken buluyorum kendimi. “Unuttum” dediğim anlarda bile adın geçince içim sızlıyor. Seninle olan son sarılışımızı bilseydim, daha sıkı tutardım seni. Gitmemen için değil… Bir daha böyle güzel sarılamayacağımı bildiğim için. İçimde hep bir soru: Ben mi fazla sevdim, sen mi yarım geldin? Yoksa senin yüreğin, benim sevgimi taşımaya yetmedi mi? Ben senin için herkesi karşıma aldım… Sen beni karşısına bile almadın. Oysa bir bakışına dünyayı değiştirirdim. Ama sen, gözümde kurduğum cenneti cehenneme çevirdin. Ve şimdi… Her hatırlayışımda canım acıyor. Ama bil ki… Seni unuttuğum gün, seninle olan bu savaş bitecek. Ve sen… O gün, içimde taşıdığın değeri değil, Kaybettiğin yüreği fark edeceksin. Ama geç olacak. Ben çoktan seni, en sessiz vedamla uğurlamış olacağım. Ve sen… Sadece ardımda bıraktığım bir "hiç" olacaksın. Çünkü artık şarkılarda bile gizli kalmayacaksın.
Seni unuttuğum gün...
İçimde fırtınalar diner mi bilmiyorum. Ama o gün, kalbimde seninle verdiğim savaşı da bitirmiş olacağım. Bir zamanlar nefesimdin ya, şimdi içimi yakan bir boşluk oldun. Ne ara bu kadar yabancılaştık bilmiyorum. Ne ara o göz göze gelişlerin, o umutla beklenen mesajların yerini sessizliğe bıraktı? Unutmak zor...
Bir insanı değil sadece, onunla kurduğun hayalleri, tuttuğun elleri, birlikte güldüğün zamanları da geride bırakıyorsun. Oysa ben seninle bir ömür boyu yürümeyi hayal etmiştim. Her sabah sana uyanmayı, her gece seni dileyerek uyumayı. Ama sen, en çok sarılmaya ihtiyacım olduğu anda sırtını döndün. Ve ben, yolun ortasında kaldım... elimde kırık dökük bir sevda ile. Şimdi bazen endişeyle, bazen özlemle düşünürken buluyorum kendimi. “Unuttum” dediğim anlarda bile adın geçince içim sızlıyor. Seninle olan son sarılışımızı bilseydim, daha sıkı tutardım seni. Gitmemen için değil… Bir daha böyle güzel sarılamayacağımı bildiğim için. İçimde hep bir soru: Ben mi fazla sevdim, sen mi yarım geldin? Yoksa senin yüreğin, benim sevgimi taşımaya yetmedi mi? Ben senin için herkesi karşıma aldım… Sen beni karşısına bile almadın. Oysa bir bakışına dünyayı değiştirirdim. Ama sen, gözümde kurduğum cenneti cehenneme çevirdin. Ve şimdi… Her hatırlayışımda canım acıyor. Ama bil ki… Seni unuttuğum gün, seninle olan bu savaş bitecek. Ve sen… O gün, içimde taşıdığın değeri değil, Kaybettiğin yüreği fark edeceksin. Ama geç olacak. Ben çoktan seni, en sessiz vedamla uğurlamış olacağım. Ve sen… Sadece ardımda bıraktığım bir "hiç" olacaksın. Çünkü artık şarkılarda bile gizli kalmayacaksın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!