Sancımın boş sandallarıyla açıldım yokluğunun okyanuslarına
Sarmaşıklar da çoğul acıları taşır
Bir düş ki, mevsimi gelince dile dökülür
Günlerin ağırlığından, yaşamın hicranından
Yeşil bir yaprakken, sarı yapraklara karışırız
Denize düşer gölgemiz, tuzlara karışır öfkemiz
İşte o zaman beni unutma.
Bir kapı kalacak sonunda,
Göçen dört duvarımdan
Bir türkü gibi kalacak aşkımız
Ara sıra hatırlanan...
Ardımızda sarı sarı yapraklar,
Bir yol seçip mutluluğa
Yürümek istiyorum şimdi umuda
Figan bir nağme yükleyip dilime
Gitmek istiyorum o uzak baharlara
Hızla tükenir iken mevsimler avuçlarımda
Perdeyle sevişirken üşümüş bir tül
Rüzgârın dudağında haylaz ıslığım
Yalanın pasını içiyor masum insanlar
Bir adam demsiz şiirler serpiyor sulara
Kırık şarkılar masasında vakit aşk
Seni yontuyorum yokluğun surlarına
Avuçlarımıza sığmayan sarılışların koyu gölgesinde bekleriz mevsim sularını
Bir gönül öyküsüdür tozlu rafımızdaki, aldanışlarla sararız aşk denen yangını
Dumanlar biriktiririz hüzünlü göklerimizde, özlemin gemileri getirince hicranı
Gülümseyen resimler asarız sarı duvarlarımıza, yoldukça takvim yapraklarını
Dalgalı denizlerin köpüklü kulelerinde sevişmeye hasret özlemleri çıkarınca yürek dehlizimizden uykuyla uyanıklık arasında bir düşün sancılarıyla sarsılırız. Düşünürüz, unuttuğumuz ne diye yaşamda. Sevgiye ve aşka dair ne varsa yazmak isteriz. Sevdanın bütün yıldönümleri hercai mevsimlerle dolanır yüreğe, renkli bir çini gibi dolanır göğsümüzün mabedine. Biz ki, yataklarına sığmayan deli nehirler gibi akarken düşlerin körfezlerine okşanmak ister ellerimiz, koklanmak ister saçlarımız ve haşhaş bekleyişlerin sığınağında bir geliş türküsü söyleriz.
Korkuyla aralanan gözkapaklarımda kelebek tozu
Yorulmuş bedenimin inceden ağrısı kayalıklarda
Sensizken ben, nicedir yosunlar ağıyor gövdeme
Ellerimin üşümüş çizgilerinde yaralı bir serçe an
Ben devrilir iken kendi eksenime, aylardan Şubat
Derin sızıların kelepçe boğumundan sızar yağmurun irini/
Düş sarnıçlarına erkenden inse de bulutun kiri./
Yapışkan cümleler sağarız biz evrenden şiire
Mavi üşür/dü kendi derinliğinde...
/Mevsim dalgalarıyla örselenen umarsızlıktır sancımız
/Darılırdı şiire nakarat
Seni beklerken elimdeki ekmeği suya düşürüyorum
Seni beklerken sıcak namluların ağızlarını öpüyorum.
Yüreğimdeki sıcak buğu, kavgamın kutsanmış toprağısın
Çünkü sevdanı göğe, denizlere ve toprağa mayaladım ben
Bulut bulut, al yalaz bir sevda büyürken içimde, baharlar zıpkın çiçekler gibi patlıyorlar yüreğimde. Gündüzleri sevda, geceleri aşk peşinde koşan bir deli tayım ben şimdi de. Kimi, yarasalar yüreğime geriyorlar kanatlarını, kimi dehşet bir kızıl ikindi göğsümü deliyor. Göğsümde tatlı bir ağrı, dilimde nefis bir şarkı; ‘sen olmadan neye yarar bu hayat’ şarkısını dillendiriyor. Kimi anlarda, dilimdeki ağılar kanı, sütü ve irini boşaltsa da ben oyuk oyuk bir yerkürede sana çıkacak bir yol arıyorum.




-
Ufkun Yaren
-
Ahmet Durgut
Tüm YorumlarBütün sorguların enleminden koparmıştım seni
İçimizdeki hoyrat sevilerin çarşafına tutunarak
Dudaklarımdaki istem ötesi hareket olmuştun
Ellerinin hoyrat kelepçelerinden sıyrılamadan
Duvardaki saatlerin zembereğine dolanmıştın
Tebriklerimle..10 ve listem..Ufkun YAREN
TEBRİKLER... sn Selahattin Yetgin... başarılar diler, saygılar sunarım. Esen kalınız.