Her şey erir, ama acımasızca.
Güneş, akşamın külleri gibi sönüp toprağa çöker.
Dağ, rüzgârın dişleri arasında toz olup savrulur.
Deniz, dün sevdiği taşları bugün acımasızca iter.
Taş bile zamanın avucunda parmak izi bırakarak ezilir.
Madde bir kılıktan ötekine çırılçıplak soyunur.
Toplum da öyle:
dünkü yasak, bugünün boş inancına
çiğnenmiş bir ekmek gibi düşer.
Bıçak verilmez elden ele,
gece kesilmez tırnak...
Nedenini bilen kalmamış,
sadece kurumuş iskeleti kalmış
alışkanlığın.
Ama senin göğsünde bir çekirdek var.
Ne yağmur onu çürütür,
ne ateş yakar,
ne de zamanın tırnağı çizebilir yüzeyini.
Bütün anlamlar o sert, inatçı çekirdeğe sığınır:
ruh.
Ruh, boş odayı reddeder.
Duvarların yankısız kaldığı,
nefesin bile boğulduğu o kara boşlukta
azabı bile tercih eder.
Çünkü kendi sonsuzluğunu
kalp atışı gibi, kan gibi duyar.
Ve o sonsuzluk için
paslanmayan bir anahtar ister,
kırılmayan bir ip,
sönmeyen bir ateş.
Din işte orada yanar:
kalabalığın gürültüsünden uzakta,
şekillerin tozunun ulaşamadığı yerde.
Ruhun kendi karanlığında yaktığı
küçük, inatçı,
asla teslim olmayan bir lamba gibi.
Gerçek inanç sokakların yüzeyinde değil,
insanın en kuytu,
en savunmasız odasında yaşar.
Şekiller unutulur,
örfler çürür,
kalabalıklar dağılır.
Ruh kalır.
Ve sadece o kalır.
Özcan İşler
8 Eylül 2026 Ankara
Kayıt Tarihi : 8.09.2026 21:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!