Midemde uçuşan kelebekler
göğsümdeki sevdamı harlıyor.
Geldi işte en sonunda mutluluk.
İnce ince çaldı kapıyı, girdi içeri.
…Sonra bir filozof oldum.
Herkesin uyuduğu bir vakitte
tozlu raftaki küflenmiş mumu yaktım.
Masama geçtim, iskemleye oturdum.
Hokkaya daldırdığım kuş tüyüyle
Cehennem bura,
ötesi yok.
İsyanlar, ağıtlar, zılgıtlar,
ciğeri sökülmüş gibi ağlayanlar...
Suyun üzerinde bir dünya kurdum, serin mi serin.
Kuşlar konar, balıklar yüzer, denizanaları parıldar.
Dalgalar gelip gider, sandallar beşik misali sallanır.
Semada yıldızlar, her yanımda yosunlar, vapurlar.
Rıhtımdan yüzüme esen rüzgârda buldum kokunu.
Ruh hastası olmanın güzel yanları vardır. Kederi, kader olarak görmezsin. Kaderin yaşattığı kederden bir komedi yaratırsın ve sahnede oynarsın. Çünkü seyirci de oyuncu da sensin. Kendini alkışlamayı unutma. Işıklar yansın. Salon aydınlansın. Kollarını yana açarak gururla başını yukarı kaldır. İşte sen yalnızsın.
Neresinden kaçarsan çaresizlik. Neresinden tutarsan mecburiyet. Bıkkınlık hissi veren günlerin çekilmez ıstırabı çökmüş havaya. Leş kokulu, katran karalı, olabildiğine kederli. Duvarlar üzerimize birer birer yıkılıyor, enkaz altında umudun mahkûmu oluyoruz. Sesimiz duyulmuyor. Yardım eli uzanmıyor. Toza, dumana batmış eli kelepçeli gölgeler konuşmuyor. Gölgelerde bizi öldürüyor devler.
Gönlüme vurduğun kiliti
hangi çilingir açabilir ki?
Düşlerimdeki gizli seni
hangi ressam silebilir ki?
İşitmiyorum sanma,
gece gündüz dinliyorum.
Ben kadar hüzünlü,
ben kadar sessizsin.
Bütün kuşlar uçtu gitti.
Bir ben kaldım geriye.
Kolum, kanadım kırık.
Sorsalar keyifsizim.
Oysa ben kederliyim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!