Hangi taşa yasladım ki başımı?
Şimdi uzaklarda gül üzgün üzgün
Kadir-i Mevla’ya saldım işimi
Dualar askıda, kul üzgün üzgün.
Bir rüzgâr vurur da alır savurur
Şimdi seninle bir çeşme başında
iftar açmak vardı
neylersin dağların ardı kardı...
Allah ne verdiyse önümüze koyardım
gülüm yüzüne baktıkça doyardım.
Güneşe değince bir tebessümün
Bir aklım kalmıştı al gitsin gülüm
Bir anlamı sendin kalan ömrümün
Bir ömür kalbimde kal gitsin gülüm.
Ve bil ki bu sevda senin eserin
Seni ömrümün kara günlerine
Güneş misali var saydım sevdiğim
Sakladım seni, sır gibi içimde
Ele demeye ar saydım sevdiğim.
Bu ıssız çöllerde susamış gibi
Güneş gözlerimde yandı eridi
İçerimde közü kaldı sevdiğim
Özlemimde ne tirenler yürüdü
Yüreğimde izi kaldı sevdiğim.
Kalksa bulutların salkım karası
Kalmadı tadım tuzum bir ahengim
aklımın ayarı şaştı sevdiğim
sendin beklediğim ruh eşim, dengim
güneş mor dağları aştı sevdiğim.
Her cümleme sabır dedim ekledim
Ve gözlerin. ..
Baktıkça okunan bir dua gibi
yüreğimin bahardan kalan nasibi
kırk ikindi yağmurlarında ıslandım
Ve gözlerinin o bulutlu rengi
bir safir sevdanın dengi
Saba ülkesinden, irem bağından
Bir salkım kehribar kara gözlerin
Türkmen obasından tanrı dağından
Göreni yandırır nara gözlerin.
Gözlerin cennetin burda ki yurdu
Mazi yüreğimde bir saklı yara
Zaman durur düne düşer gözlerin
Zifiri karanlık; çöktü bir ara
Işık olur, güne düşer gözlerin.
Gözlerin su gibi, gözlerin duru
Gözlerinde erimiş zaman belki
ey sevdamın sadedi, ilki
bakarım gözlerine ürkek ürkek
zaman geçsede veda etmeden
sevda unutulacak değilki
verilmişse en nadide emek




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!