Merhamet etmeyen sen,
Merhamet bekleme artık,
Yaptıkların, ettiklerinden,
Bitir kendini benim gibi
Gözünden aksın yaşlar,
İkide bir gelme şu kalbime,
Yerini hâlâ biliyorsun diye mi?
Her gelişinde bir şey yıkılıyor içimde,
Toz kalkıyor hatıraların üstünden.
Rüzgârınla savruluyor sessizliğim,
İki yabancıyız artık,
Vurma sürekli yüzüme geçmişi.
Sen bana yabancısın,
Ben ise hâlâ sana değilim bilmiyorsun.
Anlaşmalar başlasa da aramızda,
İnce ince kar yağıyor sokaklarıma,
Yürümek istiyorum, ama yürüyemiyorum.
Yanıma geldiğinde kaçmak istiyorsun, biliyorum,
Ama kaçma, ay yüzlüm, kaçma benden lütfen.
İşte vaktidir, tam yürümenin,
İstanbul’u seyretmeye doyamıyorum,
Ufka uzanan minareler, ışıklarla süslü köprüler.
Sahilinde bile denizin tuzlu kokusu
Rüzgârla sarılıyor ruhuma.
O ihtişamlı köprüsüne bakıyorum,
Ama bir türlü geçip de yüzemiyorum.
İstemem,
Solmuş bir çiçek gibi kalsın sevgin.
Beklemekten mevsimlerim tükendi,
Genç baharım gölgelerde eridi.
Artık gelmeni de istemem;
Ne yaptıysan bana,
Gezdiğim sokaklarda izlerin var,
Çaldığın kalbi hatırla.
Düşlediğim o yerde,
Hep senin anın var.
Bırakıp gitsen bile beni,
Kucağımda oturan bir kelebek gibiydi bakışın,
Beni benden alan,
Yanlış bir söz söylediğimde pencerelerini kapatan.
Ben severdim,
Sen masum masum bakardın,
Kanadına dokunduğum an
Her güzellik bir ömre dönüştü.
Çiçekler dile geldi,
Ve o gün.
Sen, benim oldun
Ben, senin.
Hayatımın kırılma anında,
Sınavların ağırlığı altında ezilirken,
Tüm dünyamı bıraktım ardımda,
Adımlarım yöneldi
Onun kahve demlediği o küçük mekâna.
Dört ay boyunca,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!