Kırk bir canımıza…/ Rahmetle…
Yandık bir akşamüstü,
Karanlığın derininde,
Kırk birdi adımız,
Ekmek parasıydı derdimiz…
Kırkı aştı...
Kırkım çıktı halen seviyorum,
Yine dilim tutuluyor görünce seni.
Geçti artık diyorum geçti,
Ama yine titriyor sesim anınca seni...
Gökyüzü yarım,
acı kahve tadında damağım.
Kırkyıl hatırlanır fincandaki falım,
salınarak gelir uzaklardan yarim…
Ay karanlık,
Kış düşer yüreğine…
Ne geçtiğin yollar,
Ne harcadığın zaman unutturur.
Yollardan toz,
Yıllardan iz düşer yüzüne…
Kıskanmaz mı İstanbul,
senin gerdanına dokunurken.
Mahcup olup da yere eğmesin başını,
senin gözlerine bakarken…
Ne sevdaları yaşattı koynunda,
çekip almasın seni kollarımdan…
Bir taşla iki kuş vurduğunu sanan aptallar,
kuşlar zaten onun için oradaydı.
Ağır geldiği için taş taşımayıp, laf taşıyanlar,
siz o işi yaptığınız için size havale edildi.
Bahar da yüreğimizde, sonbahar da.
Mevsimlerin suçu yok,
Yaprakları sararttık,
Biz yaşattık hazanı gönlümüzde…
Mutluluk da yüreğimizde, mutsuzluk da.
Nasıl…
Bu nasıl akşam nasıl,
Sararmış vakitler,
Aydınlatmıyor yakamozlar,
Dökülüyor yıldızlar…
Nasıl bir yalnızlık bu,
kasıp kavuruyor.
Şakası yok aşkın,
kırıp geçiriyor.
Nasıl bir sensizlik bu,
kanım çekiliyor.
Gülmekte var,
ağlamakta,
yüreği dağlamakta…
Baharda var,
sonbaharda




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!