Mühür vurulmuş vakte, sırlar dökülür taşa,
Boyun eğer fırtına bu amansız savaşa.
Çerağın gölgesinde bilenir kutlu niyet,
Yalnız sabırla taşınır o kadim emanet.
Kubbelerden süzülen ezelî bir ahenktir;
Ruhun derin vadisi göğe açılan renktir.
Ne aynalar yansıtır içteki o fermanı,
Ne devran unutturur bu sarsılmaz meydanı.
Yürürken menzillere yollar boyun eğer de,
Hakikatin kandili yanar çekilen serde.
Gözlerin değdiği yer nizam bulur ansızın;
Hükmü sessizce yazılır bu çetin yalnızlığın.
Gök yarılsa yerinden, zemin dursa da sabit,
Bu vakur bekleyişe bütün asırlar şahit.
Karanlık çözülürken ufkun kızıl tülünden,
Yalnız bir hakikat kalır volkanların külünden.
Sessizliğin içinden doğar en büyük yemin,
Ayak basılan yerde titrerken koca zemin.
Yıkılmayan burçların ardında saklı durur,
Göğsüne çarpan rüzgâr ancak kendini vurur.
Kırılır paslı kilit, devrilir yüce dağlar,
Bu çelikten irade bendini yıkar çağlar.
Yırtılır kara perde, gün ağarır nihayet,
Fırtınaya yön verir o sarsılmaz dirayet.
Kayıt Tarihi : 20.10.2026 13:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!