Osman Demircan Şiirleri - Şair Osman Dem ...

Osman Demircan

Ay gök sofrasında bir tabak tuz
Yayardı yıldızlarını karanlıklara
Çocuklar aç, çocuklar ağlaşmalı
Bütün gök kapıları onlara kapalı

Yıldızlarla ışıl ışıl bütün gökyüzü

Devamını Oku
Osman Demircan

Kumlar kadar dertliyim, çölü gözyaşıyla sulayan biriyim.
Aşkına susayan çöl çiçeğiyim, bir Afrika menekşesiyim.
Yıldızların ışıltısı altında kör karanlık vaktin elemindeyim.
Kuruyan ve ağlayan coğrafyanın büyüttüğü bir bebeğim.

Kum fırtınasının ortasında ağlayan mosmor bir çiçeğim

Devamını Oku
Osman Demircan

Feride'nin bakışlarında martılar çığlık atardı.
Ağlayarak ruhunun derinindeki denize bakardı.
Mehmet'i severdi istese ona dünyayı verirdi.
Gözü gibi kıymetli Alperen'i dünyaya getirirdi.

Kulaklarında çocuk sesleri vardı ürkek, ince

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir sofradayım sanki sofra bezi var sadece. Yenilir yutulur bir durum değil açıkçası. Cimriliğin daniskası soframda. Akıllar kıt, yürekler boş, beyinler fukara... Nereden tutsan sofra bezi aynı. Tat alınacak hiçbir şey yok. Kıtlık elde... Elimden ne gelebilir? Dudaklar boş sürahi, içmeye varlar. Ağızlar kazan, yemeye varlar. Bir duvarın iki tarafı karambol. Tüm kaçmalarım karanpolde. Türbülanslar nefesimin kokusu. Artık açlıktan dilim bir dilim ekmek. Şaşkınlıktan değil küçük dilimi, büyük dilimi yutasım var. Fiziği, kimyayı, edebiyatı bir yana bırak. Artık kültür sarayları yok. Yemek sarayları var. Diller, damaklar, ağızlar bu sarayların kralları. Öyle açlık var ki artık kafamın eti yenmekte. Afiyet olsun bayanlar, beyler... Kıtlık akılda fikirde. Sözler profesörler gibi dolaşmakta. Meraktan soruyorum kim bunlara bana yabancı dilleri öğretmekte. Yabancı basın sözcüsü gibi dudaklar habire anlamsız sözler basmakta. Var mı buna dur diyecek kişi. Yoksa artık çekin fişimi. Kuş kanattır, balık yüzgeç... İnsan bu coğrafyada nedir sen seç. Gürbüz saçlar, henüz orman vasfını kazanmamış makiliğe benzeyen insancıklar. Mutluluk boylu poslu anlaşılan yaşanmayacak. Deli düzeninde hiçbir yer rehabilite merkezi olmaz. Hangi mezhebin inanları bunlar. Hiçbir dine benzemeyenleri yapmaktalar. Sofram sadece sofra bezi. Açlığım ta kalubeladan beri. Dersim kağıt kalem... Peki kim yazacak kim söyleyecek? Cahillik güzel... Gerisi taş bebek... Açlığın gırtlağıma dayandığı yerdeyim. Cömertlik mertlikle olur bilmekteyim. Sofraya samimiyetle konulmayan yemek insanı aç bırakır. Mertliğin sofrasında ise kimse aç kalmaz. Lokantalarda, kafelerde kim doyar? İçtenlikle bağdaşmayan her menü her zaman pahalıya patlar. İnsanların yalancılıkla suçlandığı bir toplumda hapishaneler boş olsa ne yazar.
Mertliğin sofrasında yalancılar bulunmaz: Ziyafet yalancılığın tuz biber olduğu yerde artar. Dayanılmaz acılar içindeki mide kuru soğana tapar. Mertliğin sofrasında açlık bile tatlıdır. Eğer bir söz ballıysa o sofradan zaten kimse aç kalkmaz.

Devamını Oku
Osman Demircan

Ressam olsaydım kesinlikle basit insan manzaraları resmederdim. Sırıtık gülüşlerin, aptal bakışların ve çoğunluğu üniversite mezunu olan insanların resmini çizerdim. Ha sanmayın ki resimlerini yaptıklarımı fırça darbeleriyle döverdim ya da onlara söverdim. Sadece insanların ne kadar sığ olduğunu gözlerindeki denizi çizerek anlatırdım. Sadece tuvaletten yeni çıkmış ellerini tuvale aktarırdım. Tabi kimse tablolarımı almazdı. Basit ve ucuz insan manzaralarına kim para verirdi ki. Herkes zekice şeyler arar insan beyninin ürettiği tüm yalanları gerçekçi bir boyutta görmek isterdi. Zekice bir bakışın altında aptalca gülüşler çizerdim. Gözlerin sadece bir zeytin tanesini gördüğünü ve kimsenin zeytin dallarıyla ilgilenmediğini konu olarak işlerdim. Zeytin ağaçlarının barış güvercinlerine ev sahipliği yapmadığını resmederdim. Çünkü dünyada en ucuz şeyin barış olduğunu, dağınık bir masada imzalanmış barış antlaşmasında gösterirdim. Kendi aptallıklarımı başkalarının yüzüne vururdum. Yüzüm bir başkasının yüzüne değerdi. İki yüzlü olurduk. İki sayısının asla bir sayısı olamayacağını ispatlardım. İnsanın aptallığını matematiksel resmederdim. Bunca insanın aslında bir sıfır olduğunu çizerdim. Dünyanın bütün hallerini boyalarla yansıtırdım. Resmim kırmızı ve mora dönerdi. Saçlar mor, gözler kıpkırmızı olurdu. İnsan kudurmuş gibi bakardı. Deliliğin, başka birine ok gibi kirpiklerini saplamasıyla meydana geldiğini söylerdim. Küçük gözlerde kocaman kirpikler çizerdim. İnsanların bakışlarında her zaman dünyayı böyle görmek istediklerini ifade ederdim. İnsanın geometrisini çizerdim ve onu kareye benzetirdim. İnsana hangi çerçeveden bakarsan bak, o çerçeveye aşkı sığdıramayacağını söylerdim. Sadece insanın zevkten dört köşe olma peşinde koştuğunu bu yüzden insanın en çok kareye benzediğini matematiksel olarak gösterirdim. Birçok kişiyi ise, daha çok bir çembere benzetirdim. İnsanın kendi bencil dairesinde kocaman bir sıfır olduğunu belirtirdim. Ben insan problemini böyle çözerdim. İnsanın doğru bir yanı olmazdı benim resmimde. İnsanı asimetrik olarak çizerdim. İnsan hep doksan dokuz değil yüz ister. Ona yüz verdiğinde de bu benim hakkım der. Ne büyük haksızlık ne büyük yüzsüzlük değil mi? İnsan hep böyle hak etmediğini ister böylece dünya adaletsizlikten geçilmez. İnsana yüz verende kabahat. Ben insana hep doksan dokuz verirdim. İnsanı doksan dokuz çizerdim. İki dokuz asla yüz yapmaz. İnsanı yüzsüz resmederdim. Ben ressam olsam insanın basit hallerini tuvalimde kişileştirirdim. Pişmiş kelle gibi sırıtmasını, bu haliyle bir başkasını alaya almasını konu olarak seçerdim. İnsanın kişiliği bu derdim. Tablolarımı kimse almazdı. Kim kendi aptallığına para verir ki. Kim kendini aptal görür ki. Tabi ki ben. İnsanların duygularını okşamadığım için beş parasız bir ressam olarak gezerdim. Aptallığımın cezasını ayaklarım çekerdi. Çoraplarım insan kokardı. Nereye gitsem kendimi bir başkasıyla toplayacağım birini bulurdum. Topumuz toplumuz. Toplanır maç ederdik. Formamızda sayılar olurdu. Her gol de bir sayıya denk düşerdi. Sayılar arası maç ederdik. Ama çoraplar insan kokardı. Bir ressam olsam insanı iki sayısı olarak çizerdim. İki olmak üç olmaktan zordur. Biraz zorluk çeksin isterdim. Bir numara olarak çorapları çizerdim. Bunca ayaklar altına alınmasına rağmen hala sahibinin kokusuyla demlendiği için onu birinci seçerdim. İnsana asla birincilik vermezdim.

Devamını Oku
Osman Demircan

Kelepçeye ne gerek var. Elim kolum bağlı. Ben yalnızlığa mahkumum. Sen olsan olsan bir gardiyan olursun. Oysa ben bütün zincirleri kırmak isterim. Sen ise sadece hapsetmek istersin beni senin zindan gibi karanlık dünyana. Senin kapasiten budur. Bir mum yaksam karanlığı yok etmek için, rüzgar olursun. Yağmur olursun kara kışta penceremi tıklatırsın. Ben içerde donarım. Anla artık yan yana iki dağ gibiyiz. Aramızda derin uçurumlar var. Bir yol gibiyiz, keskin virajlarla dolu. Bir şehriz, benim semtime uçak uğramaz. Sen ise havalı havalı dolanırsın granit taşlar üzerinde. Sen bir mendilsin çeyiz sandığında, ben de bir mendilim cenaze töreninde. İki ülkeyiz sınır sorunları olan. Ne kadar sınırları zorlasak, o kadar aramızda savaş çıkar. Barışık yaşayamayız bu yüzden. Bir ovayız, aramızdan nehir geçer. Su gibi aksa da zaman, birbirimize kavuşamayız. Ne zaman aramıza bir köprü kursak, hep intiharlarıyla göndeme gelir. Geç öğrenene aptal denir. Geç öğrendim senin ayrı bir dünya olduğunu. Senin dünya görüşüne göre benim hiç önemim yok. Önemli olan aşkımız dersin. Oysa aşkı bu ifade bitirir hiç bilmezsin. Beni hiçe sayarak sevebileceğini sanırsın. Aşkı benim önüme geçirirsin. Aşk yan yana yürümektir oysa. Sen yine beni suçlarsın. Aklımı alıp sonra beni düşüncesizlikle suçlarsın. Aklı olmayanın düşüncesi de olmaz bunu bilmez misin? Şimdi ne kadar kafama vursam azdır. Seni baş tacı ettiğim için. Seni başımın üzerine çıkararak, başıma bela ettiğim için. Bir suç ki keskin bir bıçak gibi ortada durur. Ne katil ortadadır ne maktül. Sonra kan gövdeyi götürür. Polis gelir maktülün dantelli kilodunu görür. Bıçağı saplayan el mi suçludur, kiloda danteli ören eller mi, yoksa kilodu gören gözler mi? Sonra polis maktülü alıp götürür. Otopside maktül anadan uryan soyundurulur. Tekrar kesilir ve dikilir. İlk kesen eller mi suçludur, sonradan kesen eller mi? Dantelli kilodun kumaşını kesen, neyi kimden korumuştur. Maktül hem tecavüze uğramış hem de öldürülmüştür. Maktülün dantelli kilodu çöplükte bulunmuştur ama katil bir türlü bulunmamıştır. Katil çok temiz bir iş yapmıştır. Ölen olur kalan sağlar bizimdir misali bir durum söz konusu olmuştur. Katil aramızda dolaşırken, maktül mezarda çürümüştür. Bir aşk ki bıçak gibi keskin. Ya bu aşk beni yaralar ya da seni öldürür. Bizim ilişkimiz kanla biter. Ne bu aşk beni yaralasın sen suçlu ol ne de bu aşk seni öldürsün ben katil olayım. Bırak ayrı yaşayalım. İki cenaze gibi yan yana durup milleti ağlatacağımıza, iki göz gibi yan yana durup halimize ağlayalım. İki gözün gözyaşlarının aktığı yolların ayrı olması gibi biz de üzülmemize rağmen yollarımızı ayıralım. Yeni bir hayata göz kırpalım. Bir cep telefonu çalınan da üzülür, çalınan hayatların mağdurları da üzülür. Bu iki üzüntünün adı aynı olsa da derecesi farklıdır. Sen cep telofonun çalındığı için üzülürsün. Ben hayatımı çaldığın için üzülürüm. Sen o telefonu bulsan da artık beni bir daha arayamazsın. Üzüntü farkıyla yollarımız ayrı düşmüştür. Senin cep telefonunda benim eski numaram olsa da, yeni numaramın son rakamları kapı numaramın sayıları olmuştur. Sana kapıları kapadığıma göre, beni aradığında telefonu niçin açayım sana. Elimin değdiği her yerden, elimin tersiyle seni kovmuşumdur. Şimdi gelip ellerimi öpsen de nafile. Nefret günleri sona ermiş, şeker bayramı olmuştur. Seninle ayrılalı beni çocukça sevinçler bulmuştur.

Devamını Oku
Osman Demircan

Her sevgi bir vedayı barındırır içinde
Bir akşamüstü ansızın ışıklar sönünce
Yakamoz düşmeyince geyik ürkünce
Bir göl kıyısında kurt kuzuyu görünce

Her sevgi bir vedayı barındırır içinde

Devamını Oku
Osman Demircan

Ağaçlar her sonbaharda döker yapraklarını
Zamanı gelince sen de dökersin yaşlarını
Aynı yaratıcının suretindedir dallarla yaşlar
Ağaçla insanın farkı nedir güz mevsiminde

Taşa benzer insanlar yontma bir heykeldir.

Devamını Oku
Osman Demircan

Her gözyaşımda okyanus damlalarının mutlulukları
Karanlık denizin ortasında varlığına akıyorum ben
İçimde biriktikçe, hesap veriyorum karanlık sulara
Avuçlarına bırakıyorum sevinç aşk adına ne varsa.

Ruhum eriyor; sonsuz, cömert, sınırsız duygu bu

Devamını Oku
Osman Demircan

Bir zindana atılmakla bir camiye, bir kiliseye veya bir ideolojinin içine zorla sokulmak arasında hiçbir fark yoktur. Özür dilemek zorunda bırakılmak, sözle, gözle, tacize uğrayıp bütün bunları sineye çekmek zorunda bırakılmak hapse atılmaktan farklı değildir. Yetkiler ve güçler putlaştırılır ve bunlara boyun eğme mecburiyeti önüne dilekçelerle, yönetmeliklerle, kanunlarla bir seccade gibi serilir. Zavallılık, çaresizlik egosu bilmem kaç santim olanlar için tahrik edicidir. Kanlı gözyaşları ruh bekaretinin bedelidir. Hukuk kan ister, gözyaşı ister, delil ister. Peki hangi adalet bunların bedelini öder. İşkence yöntemleri günler, hatta haftalar boyunca tekrarlanır. Sorgulama ılımlı yöntemlerle yapılır. Dost muhabbetleri, ayaküstü konuşmalar tutanaktır. Tutanaklar kişilere ilk günden itibaren uykusuz bırakma, aşağılama olarak geri döner. Rahatsızlığını dile getirsen ne yazar. Herkes adaletsizlikten memnundur. Adaletsizlik bir geçim kaynağıdır. Ekmeğinden aldığı haz, onun için olur caz. Ne söylesen tüm sözlerin boşa çıkar. Kargalar çalarak kendi adaletini sağlar. Her gelen adaletsizliğiyle gelir. Verdiği hüküm de adil değildir. Herkesin yargısı kendini bağlarken bir bakarsın o bağ boynundadır. Karanlıkta bir umut ışığı aramak, insanlıktan bir iz bulmak hücrenin duvarlarına çeltik atmaktır. Tutukluluk soğuk esprilere, küçük hesaplara tek başına zincirlenmektir. Sosyal çevrenin “zindan”a benzettiği yaşamında sürekli gürültü yapılır ya da yüksek sesle egolarını tanıtırlar. Yaşam ihtiyacı için yalnızca bir teselli verilir. İşkencelerine daha çok katlanman için herkes dost görünür. Susmak zorunda bırakılmak dar ağacında idam edilmekten de farksızdır ve bilin ki susturuluyorsanız, ağlatılıyorsanız, sindiriliyorsanız bunu yapanlar kendi cehennemlerinden çıkıp gelmiş içleri kapkara odun, dışları kızgın insansı çamur olan ve henüz bir şekle bürünememiş mahlukatlardır ve inşallah cehennemlerinde kalmaya devam ederler.

Devamını Oku