Şimdi
En durgun ve vurgun yemiş halimle
Mülteci bir kedere boyun eğmiş
Kalbim elverdikçe isyandayım İçimde
Boğuk rüzgar sesleri geliyor uzaktan
Takılır boğazıma öylece düğümlenir
Senden sonra
gökkuşağı bezemiş göğü
Bakmaya gözlerimde fer kalmamış
Kelebekler, Çiçekler,
Dünya ilkbahar olmuş
Gezmeye dizde derman yok
Yaş alınca anlıyor insan,
Yalnızken şarkı söylemenin mutluluktan değil
Kendi kendine konuşup deli sanılma korkusundan olduğunu
Suskunluğunu bozup içine gömdüklerinin dışarıya taşıp kabuk bağlamayan yaranın tekrar kanamasından
İnsan olmayana yaranın aşikar edilmesinden
Gürültülü sevmek senin işin
İyi bilirsin nar çiçeği gibi bire bin katmayı
Ben suskunluğun terkedilmiş kıyısıyım
Srssizdir benim şarkılarım...
Ahh yalnızlığımın İnce sızısı
Yine başım hoş değil bu ara kendimle
Senden ne kaldıysa veremiyorum geriye
Çamura bulanmış gibi duygularım
Kurtulmaya çalıştıkça batıyorum derine
Oysa sevdanın yarısı yürek yangınıysa
Yalnızlık ne çıldırtan bir şey
Küçük bir çocuğu bir gecede büyüten
Koca koca insanları çocuklaştıran
karşı koyulmaz kabûs.
Her insana her şey yakışmıyor
Yalnızlık bile erbabında
asil ve güzel.
Bir hırkaya bürünmüş her bedenin
Taşıdığı ruha özlem duyar
İnsanlıktan anlayan
Kimse kimseyle tamamlanmıyor
Bütün bu cümbüş eksik yanımızın yalnızlık senfonisindeki dansından ibaret.
Ömrün vazgeçiş evresinde insan yalnız kalmanın lütufkar ve cömert yüzüyle tanışıyor.
Sükut ve yalnızlık ne güzel bir yeni varoluş
Uğruna adaklar adayıp gözlerinde kaybolma
Elinde tutup nereye olursa gidip geri dönmemek
Bütün dünyayı içimizdeki titrek bir tınıya feda etmenin
Karşılığı olmayan bir hayal kırıklığına büründüğüne şahit olduğumuz gün
Ben yalnızca seni sevmedim
İçinde senden bir şey taşıyan herşeyi sevdim
Bir kadın duruşundaki zerafeti
İçten, samimi, bir o kadar dokunaklı
Yanını sevdim
Şevkatli ana eli değmiş gibi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!