Nefesim birikti cümlelerimde,
Orkidelerin açtığı yere gidiyorum artık
Kendimi güz yapraklarının kırıldığı yerde arıyorum
Balık pullarını yapıştırıyorum dudaklarıma
Kıbleye dönmüş yalnız bir ağaca doğru ediyorum dualarımı
Ve gördüğüm bir salıncak , beni mahvediyor
Bir cümlenin içine ne kadar his saklayabilirsiniz ki? Tek bir hecenin bile anlamına şükrettiği kelimeleri getirin bana. Yasemin kokulu duvarlarda birikti art niyetlerimiz, hüznün çökmesine az kalmıştı, en son sardığımız yükte. Minnet ettiğimiz cümleleri dizin karşıma, varoluşuna hükmettiğimiz heceler, bir gün suskunluğun içine gömülecek. Belki bir çuvala sığacak bütün art niyetlerimiz, belki de bir ışık kırıntısı, çuvalın iplerini çözüp göğe salıverecek kelimelerimizi.
Deniz gerek bazen , mum alevine sinmiş kokusu , kuma doymayan deniz gerek… simsiyah bir gecenin karanfile çalan dokunuşuyla uyanmalı denize doğru. Yarım bir tebessümün rüzgarına kapılmalı ve denizin uğultusu sonsuza dek kalmalı , hislerin hiç varolmamış kelimelerinde.
Kırmızıya çalan bir baharın yaprakları arasında
parmak uçlarımla dokuyorum seni,
ilmek ilmek…
Balık pulu tazeliğindeyim.
Menekşelere tuzak kuran kör bir adamın bakışı
geliyor gözümün önüne.
Sabah, biraz geceyi taşırmış içinde,
rüzgar, yoksunluğunun titremesini yansıtmış duvarlara,
zeytin dalları bir bir yok oluşunu izlemiş meyvelerinin,
kırmızı, gökyüzünün mavisini çalmış,
deniz, berraklaşmayı özlemiş, fırtınasız…
evet kelebekler süzülürken ağlarmış,
Duvarları hüznün çaresiz geçmişiyle boyayan eller yok artık. Denizin kumla karışık kokusu boğazıma düğümleniyor, ciğerlerime bir nefeste çekiyorum. Lore Lamek’in derine çöken fırça izleri gibi hatıralar doluyor aklıma. Karanlığı sayıklıyorum. Yağmurun uğultusunu nicedir özlüyorum. Dinliyorum. Hayatımı mı? Hayır. Ne zamana kadar saklayacağımı bilmediğim yüreğimi dinliyorum. Duvarları unutun, onlar hiç boyanmamıştı aslında.
Soluğumu dayadım mavinin son çığlığına. Mermi isabet etmiş yüreğimden çıkıyor çığlıklar. Şiirlerime doğru ufalanıyorum, biraz biraz…Sıcak denizlere masumca takılıyor gözüm, hissedemiyorum artık, nefesim kesiliyor. Uzun bir yolun körlüğündeyim şimdi. Hani üstat ne demişti, “Gemliğe doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma.” Benim gördüğüm o deniz değil ,gördüğüm, tüm denizlerin maviliğine isyan aslında. Lore Lamek bir gün onu çizdiğinde, karışacağım o maviliğe, kavuşuyor olacağım…Elveda.
Ummadığım bir anda aldım nefesinizi.Sesinizi, bana bakışınızı…Masumca, usulca.
O an kabullendim, siz bana aittiniz artık,ben de size…
Sonsuza dek koruyacağıma yemin ettim.İki yaprakçıklı, zayıf kalbime bile söz geçirdim.
Yazdım…Hep yazdım.İlham gelene kadar.
Ve işte geldi.
Oğlum, aşk olmuş.Aşk, ben olmuşum.Gerçek aşk, bana emanet olmuş.
Gece, bana anlatmak istediğini henüz bitirmedi.Onu dinliyorum aşk… Tebessümü yerinde, öyle küçük ve muazzam cümleler kuruyor ki… Bir dahaki sefere sen de katıl. O zaman,sessizliğin de bir dili olduğunu anlarsın.Bir yaprağın düşüşünü,rüzgârın omzuma bıraktığı haberi,yıldızların birbirine fısıldadığı sırları beraber dinleriz.
Ben kelimeleri toplarım,sen gülüşünü…Ve gece,belki ikimize de ayrı ayrı şiir yazar.
Gecenin paslı sayfaları kurumuş, ateşini öğütüyor toprağın ıssız kalmış kalbine, satırlar dolusu gözyaşı ıslaklığı birikiyor, suskunluğun saklı kalmış düşlerine…Boş defterlerin yazdığı, kurmaca dudak büken hayallerin ihanetiyiz biz. Mavi bir sığınağın huzurunda büyülenmiş, tüm gerçekliğini gri tonuna adamış ,boşlukla doluluk arasında kalmışlığın sustuğu yerdeyiz….




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!