gurbette dokuz doğurmaktayım
beter olmuşum
meydan okuyorum kırılmalara
felaket hüzünlü kaçışlarım
sevdiğini başkasına kaptırmak
arkadaş
söylenenler söylendi
doğmak ve ölmek arasında
hoyrat kaldı ömür
saatler karanlığa yürür
mendillere doluyorsa hüzün
birikir uykusuz geceler
denizler hazırlanıyor
yokamoz doğurmaya
hayallerime çarpıyor
çığlık, çığlık
esmer bakışlar
ben çileyim
yürüdü zaman cemre kuşanarak
dayandı kanlı ve aç ağıtlara
can pazarına
çiçek ölümlerine
kalırken yivlerde paramparça dudaklar
bu yolda esmer uçurum olmasa
1
sesim çıkmıyor
yıllar işkencelerde geçiyor
notasını yıtırmış sazım
mızrabı kırık
şah damarımda yalnızlık dolaşır
yorgun çarpıyor kalbim
kayıp sevinçlerin ülkesinde
biz değilmiydik erguvan
bizdik dik duran
özürlüğü toprağa savuran
Elim
Ayağım
Kanadım
Mecalim
Kadınım
Aşkla tanışıklığım
Dökülürken pembe bulutlar
Göz kapaklarının altında
Yalın ayak geldiler Anadolu dan
Onurları ve yalandan ırak kemikleri vardı
Ve çivi işlemez çakır gözleri
Taşı toprağı altın dediler
yeşildir rengi özgürlüğün
çocuktur gülümser bin yıldır
kavgayla çoğalan insana
ve insanlar ölür
gözleri kahramanca kavgada
anlayabilmeli
PRANGALI DÖRTLÜKLER
meyhane üzerine
içti külhanbeyi oldu
içtikçe salyalaşan ağzı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!