Duydun mu.
İki koltuğumun arasın da
Kaç dostun derdiyle dertlendiğimi
Duydun mu.
Kaç namert sürüsüyle
Kendimi illegal bir sürünün haylaz kuzusu sanmıştım.
Ve ağlamanın ne önemi olacaktı bundan sonra
Ha kurşun yedim ağladım, ha acı bir söz söyleyip ağlattı.
Zaten göz yaşlarım iki kaş iki göz aralığı kadar yakınıma süzülecekti..
Gün, güne doymam..
Her zamansız vedanın
Bir suçlu rıhtımı vardır.
Deniz, dalga belki,
Fırtınaya yalakalık eden
Çok şiddetli Lodos ta esmiş olabilir.
Merhaba.
Zeynep Hanım.
Seni hiç görmemiştim buralarda.
Hemen şu arka sokakta oturduğunu duydum
Çocukluğunda bu sokakta geçmiş dediler
Çocukluk nöbetimizdi elimizden giden
Her insan gibi bende doğarken ağlamışım,
Ekmeğe salça sürüp, derelerde oynamışım.
Bisiklet almak için, günlerce uyumamış
Çelik çömlek, beştaş oyun derken
Hiç kumbarada param olmamıştı
Her yeni bir güne başka ağlıyorduk
Güneşi kendi ellerimizle sıvamıştık gök kubbeye,
Gök meclisi göç edince, gölgelere
Kabuk bağlar dediler, yaralarımız
Doyuyorduk bu sözlere, özlem duyarak,
Mavi yüzlerden dökülen pembe sözcüklere,
Seninle bir yemeğe gittik diyelim.
İlk defa yüz yüze gelmişiz
Yemekler söylendi, sen aniden gitmen gerekti ve gittin
Ben ise senin gelmeni bekledim.
Bekledim, yemekler soğudu lokanta dolup boşaldı
Garsonların gözü hep bizim masanın üzerinde
Yine kapanır demir sürgülü kapılar.
Sıra sıra dizilmiş ranzalar ve ben
Hasret kokan üç beş türkü dilinden
Bir nefeslik hayallerin kollarında
Sana gelmek vardı ...
Gözlerimin içine bakarken
Sessiz sakin gülüşürdün
Rengin, bahara yeni çıkmış
Mor bir kuzuya dönerdi
Arada kaybolur
Sonra çıkıp gelirdin.
Geçersem bir gün sevda sokağından
Kapatma perdeni gülümse bana.
Gidiyorsam mahşer,i huzura.
Kar fırtına bahane peygamber gülüne.
Koşarsan arkamdan hüzünle bakarsın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!