Yeter gönül yeter,figanı bırak
Dipsiz düşünmeler neyine senin.
Bir gül için,bin dikene katlanmak
Delice sevmeler neyine senin! ..
Tavada yağ gibi; cemredeki kar,
Arslan mert olurmuş,kaplan hilekâr.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bir başkadır Anadolu'm,bir başkadır insanlarımız,bir başkadır aşklarımız,sevadalarımız.Gönülden kutluyorum gönlümün tercümanı...Selam ve sevgilerimle...
DELİ GÖNÜL
Bülbül güle merâmını anlattı,
Ben sana derdimi anlatamadım.
Rüzgâr dala şarkısını öğretti,
Ben sana sevgiyi öğretemedim.
Arılar çiçeğin özüyle döndü,
Pervâne ışığın aşkıyla yandı.
Kuşlar bile koklaşmayı öğrendi,
Ben sana dostluğu öğretemedim.
Vazgeç deli gönül sen bu inattan,
İn artık, inatla bindiğin attan.
Fayda yok güzelden, villadan, yattan,
Sana usluluğu öğretemedim.
Ah o gönül varsa, kimisine kul yapar, kimisine paşa. O gönül nefsini bir tuş edebilsem...heyhat. Saygılar hocam ellerine sağlık.
Yeter gönül yeter,figanı bırak
Dipsiz düşünmeler neyine senin.
Bir gül için,bin dikene katlanmak
Delice sevmeler neyine senin! ..
Tavada yağ gibi; cemredeki kar,
Arslan mert olurmuş,kaplan hilekâr.
Aşkın gamdan başka ne hüneri var
Bülbülce kanmalar neyine senin! ..
Tatlı söz dinletir,yavan esnetir
Gönül vurgunluğu ağlar inletir.
Öldürmese bile,sızlar söyletir
Kerem'ce yanmalar neyine senin! ..
Viran bağlarında bülbül öter mi,
Kara yerde mor menekşe biter mi,
Ateş olmayınca duman tüter mi?
Sarmadan ölmeler neyine senin! ..
Sevgili hocam gönül kalemin coşmuş yüreğine kurban gönül akıllanmadın diyercesine dizelere yüreğin sesi yansımış aşk bu hocam sınır tanımıyor kalemine yüreğine sağlık kutlarım sevgilerimle saygılar sunarım
Tuncay Akdeniz
Ben de bir şiirimde;
Battı gitti, bulamadı koyunu,
Kaç santimdi, ölçemedim boyunu,
Neyine gerekti sevda oyunu,
Beni bir zalime satan gençliğim.
Demiştim. Gönül işte abi, gerekirdi, gerekmezdi anlamıyor. Çok güzel olmuş, ellerinize sağlık.
Selamlar, saygılar.
Saygıdeğer Dursun Hocam,
Bir dörtlük de ben ekledim. Umarım şiirinizin güzelliğini bozmaz.
Selam ve saygılar..
Kaçıncı yanılgın, kaçıncı şaşman,
Bu kadar yanıldın, olmadın pişman.
Sana öz be öz dost olur mu düşman?
Öz dostum sanmalar neyine senin?
Yeter gönül yeter,figanı bırak
Dipsiz düşünceler neyine senin.
Bir gül için,bin dikene katlanmak
Delice sevdalar neyine senin! ..
AGAM gönüle söz geçirmek kolay olsaydı.Biz bu hallere düşermiydik.Hay yüreğine sağlık.Tebrikler.Saygılar.
Her zaman bildiğini okur. Tebrikler. Sevgiler
Yüreğine sağlık.Ama gönül işte neler istemez ki . Önemli olan mantıkla birleşmesi ve bizi esir almaması değil mi?
Bitmesin dostluğun gelince Pazar
Haine soysuza eyleme nazar
Oku şanlı tarih bak neler yazar
Riyaya kanmalar neyine senin!
Can abimin kalemine sağlık.
tebriklerim güzel şiirin için dursun hocam...
sevgilerimle..
Bu şiir ile ilgili 12 tane yorum bulunmakta