- There is an Italian painter named Carlotti, and he defined beauty... He said it was the summation of the parts working together in such a way that nothing needed to be added, taken away or altered...
'...bunlar, o taşra kasabası odalarındandı ki, (bazı memleketlerde havanın ve denizin bütün bir kısmı gözle görülmeyen milyonlarca protozoerlerin kokuları ve ışıklarıyla dolu oluşu gibi) içerilerindeki havaya sinmiş bulunan birtakım faziletlerin, hikmetlerin, itiyatların ve bütün bir gizli kapalı, fakat için için taşkın ve mânevi bir hayatın bin bir türlü kokusuyla bizi âdeta afsunlar... Bu kokular, şüphesiz, henüz tabiîliklerini tamamıyla kaybetmiş değildir ve komşu kırla aynı saman rengini taşırlar; fakat meyva bahçelerinden, kiler dolaplarına henüz giren taze yemişlerinden yapılmış, o berrak ve nefis pelteler gibi artık eve kapanmış, insanîleşmiştirler... Gene bu kokular, mevsimden mevsime değişmekle beraber, eve aitleşmiş, evin eşyaları sırasına geçmiştir; kâh, beyaz peltenin ekşimtrak tatlılığını sıcak ekmeğin lezzetiyle tadil ederler; kâh bir köyün duvar saati gibi dakika şaşmazlar; kâh ne vakit gelip ne vakit gittikleri bilinmez, kâh sürtük ve kâh yerleşik, kâh kaygısız ve kâh ihtiyatlıdırlar; kâh bir çamaşırcı kadın gibi titiz ve erkenci, kâh manastırdaki bir kız kadar sofudurlar; kâh endişeyi artıran bir sükûn ve kendi içinde uzun müddet yaşamadan geçip giden bir büyük şiir hazinesi hizmetini gören harcıâlem bir edebiyatla bahtiyardırlar... İşte, bu birer ruh kadar canlı kokuların sindiği veya dolaştığı odalar, aynı zamanda öyle nefis, öyle besleyici bir sessizlikle doludur ki, ben oraya giderken âdeta iştihamın açıldığını hissederdim... Bu his, hele, paskalya haftasının henüz serin olan bir sabahı, ilk Combray'e geldiğim gün, halama ilk ziyaretim esnasında, bir oburluk kelimesiyle ancak ifade edilebilirdi... 'Bonjur! ' demek için doğrudan doğruya halamın yanına girmezden önce beni bir müddet bitişik odada bekletirlerdi... Burada, henüz devam etmekte olan bir gecikmiş kış güneşi, sanki ocağın ateşinin önünde ısınmağa gelirdi... Köylerde birtakım 'fırın saçaklar' veya eski şatolarda birtakım kocaman ocak kubbeleri vardır ki bunların önünde veya altında bulunduğumuz vakit, duyduğumuz inziva rahatlığına bir de kışın şiirini ilâve etmek için dışarıda yağmurların, karların yağmasını, hattâ belki de bir tufan âfetinin zuhurunu dileyeceğimiz gelir... Halamın odasındaki ocak da iki tuğla arasında çıtırdayan ateşiyle etrafı is kokularına bulayarak yanarken bana böyle bir arzu verirdi... Halamı, beni kabul edinceye kadar yan odada beklerken Prie-Dieu ile baş dayanacak yerleri daima birer örgü keten parçasıyla örtülü kadife koltuklar arasında birkaç adım atardım... Bu esnada, ocağın ateşi, güneşli bir nisan sabahının nemli serinliğiyle biraz evvel tazelenmiş olmasına rağmen hâlâ o iştah açıcı kokularla zarlanmış bulunan havayı bir hamur gibi pişirir, incecik tabaklar halinde yoğurur, kızartır, kırıştırır, şişirir ve ondan gözle görülmez fakat elle dokunulur bir taşra pastası, bir nevi kocaman chausson meydana getirirdi... Ve ben, baştanbaşa bir hamur tatlısı haline gelmiş bu odada, yerli dolabın, komodinin, kuşlu duvar kâğıdının daha ince, daha tanıdık, fakat, daha kuru aroma kırıntılarını şöyle üstünkörü bir tattıktan sonra daima itiraf edilemez bir açgözlülükle çiçekli yatak örtüsünün biraz kirlimsi, biraz fazla olmuş meyva kokan, hazmı güç, ikisi ortası, yavan kokusuna dönüyor ve bununla daha ziyade avunuyordum...'
Written in five voices, the Prelude is a poem which opens to us horizons of infinite space through stages of succeeding modulations... But who would expect what Bach prepares for us? For after a Prelude which soars high, comes a Fugue terrestrial and lively...
Most editions indicate grazioso or scherzando... Yet this Fugue is just a gigue... Not so violent as the Finale of the G Minor Concerto (Harpsichord and Strings) , for instance, but retaining nonetheless the marked features of a gigue... Though not grazioso, not scherzando, it must have the verve and the character of a gigue...
From the seventeenth measure on, the motive in the bass -the tail of the subject- imitated by the middle voice, then by the treble, and in the following measure once again by the bass, contains a surprise... This motive I recognize in measure 3 of the Prelude of Bach's English Suite in A Major... It is not marked Gigue in the English Suite, but we find the name in Dieupart, Le Roux, Marchand, etc., above pieces whose motives are analogous to that of the English Suite... This motive was dear to the French clavecinistes (cf. Pirro: l'Esthetique de Bach, p. 430) .
- It was an abortion... Just like our marriage is an abortion...
Ahmed and the Oblivion Machines...
A preliminary draft of genomes, as part of the Human Genome Project, is finished
26.6.2000
Four Seasons - Let's Hang On...
- There is an Italian painter named Carlotti, and he defined beauty... He said it was the summation of the parts working together in such a way that nothing needed to be added, taken away or altered...
L. Ron Hubbard publishes 'Dianetics: The Modern Science of Mental Health'
9.5.1950
'...bunlar, o taşra kasabası odalarındandı ki, (bazı memleketlerde havanın ve denizin bütün bir kısmı gözle görülmeyen milyonlarca protozoerlerin kokuları ve ışıklarıyla dolu oluşu gibi) içerilerindeki havaya sinmiş bulunan birtakım faziletlerin, hikmetlerin, itiyatların ve bütün bir gizli kapalı, fakat için için taşkın ve mânevi bir hayatın bin bir türlü kokusuyla bizi âdeta afsunlar... Bu kokular, şüphesiz, henüz tabiîliklerini tamamıyla kaybetmiş değildir ve komşu kırla aynı saman rengini taşırlar; fakat meyva bahçelerinden, kiler dolaplarına henüz giren taze yemişlerinden yapılmış, o berrak ve nefis pelteler gibi artık eve kapanmış, insanîleşmiştirler... Gene bu kokular, mevsimden mevsime değişmekle beraber, eve aitleşmiş, evin eşyaları sırasına geçmiştir; kâh, beyaz peltenin ekşimtrak tatlılığını sıcak ekmeğin lezzetiyle tadil ederler; kâh bir köyün duvar saati gibi dakika şaşmazlar; kâh ne vakit gelip ne vakit gittikleri bilinmez, kâh sürtük ve kâh yerleşik, kâh kaygısız ve kâh ihtiyatlıdırlar; kâh bir çamaşırcı kadın gibi titiz ve erkenci, kâh manastırdaki bir kız kadar sofudurlar; kâh endişeyi artıran bir sükûn ve kendi içinde uzun müddet yaşamadan geçip giden bir büyük şiir hazinesi hizmetini gören harcıâlem bir edebiyatla bahtiyardırlar... İşte, bu birer ruh kadar canlı kokuların sindiği veya dolaştığı odalar, aynı zamanda öyle nefis, öyle besleyici bir sessizlikle doludur ki, ben oraya giderken âdeta iştihamın açıldığını hissederdim... Bu his, hele, paskalya haftasının henüz serin olan bir sabahı, ilk Combray'e geldiğim gün, halama ilk ziyaretim esnasında, bir oburluk kelimesiyle ancak ifade edilebilirdi... 'Bonjur! ' demek için doğrudan doğruya halamın yanına girmezden önce beni bir müddet bitişik odada bekletirlerdi... Burada, henüz devam etmekte olan bir gecikmiş kış güneşi, sanki ocağın ateşinin önünde ısınmağa gelirdi... Köylerde birtakım 'fırın saçaklar' veya eski şatolarda birtakım kocaman ocak kubbeleri vardır ki bunların önünde veya altında bulunduğumuz vakit, duyduğumuz inziva rahatlığına bir de kışın şiirini ilâve etmek için dışarıda yağmurların, karların yağmasını, hattâ belki de bir tufan âfetinin zuhurunu dileyeceğimiz gelir... Halamın odasındaki ocak da iki tuğla arasında çıtırdayan ateşiyle etrafı is kokularına bulayarak yanarken bana böyle bir arzu verirdi... Halamı, beni kabul edinceye kadar yan odada beklerken Prie-Dieu ile baş dayanacak yerleri daima birer örgü keten parçasıyla örtülü kadife koltuklar arasında birkaç adım atardım... Bu esnada, ocağın ateşi, güneşli bir nisan sabahının nemli serinliğiyle biraz evvel tazelenmiş olmasına rağmen hâlâ o iştah açıcı kokularla zarlanmış bulunan havayı bir hamur gibi pişirir, incecik tabaklar halinde yoğurur, kızartır, kırıştırır, şişirir ve ondan gözle görülmez fakat elle dokunulur bir taşra pastası, bir nevi kocaman chausson meydana getirirdi... Ve ben, baştanbaşa bir hamur tatlısı haline gelmiş bu odada, yerli dolabın, komodinin, kuşlu duvar kâğıdının daha ince, daha tanıdık, fakat, daha kuru aroma kırıntılarını şöyle üstünkörü bir tattıktan sonra daima itiraf edilemez bir açgözlülükle çiçekli yatak örtüsünün biraz kirlimsi, biraz fazla olmuş meyva kokan, hazmı güç, ikisi ortası, yavan kokusuna dönüyor ve bununla daha ziyade avunuyordum...'
Cathy Carr - Ivory Tower...
Prelude and Fugue XI in F Major
Written in five voices, the Prelude is a poem which opens to us horizons of infinite space through stages of succeeding modulations... But who would expect what Bach prepares for us? For after a Prelude which soars high, comes a Fugue terrestrial and lively...
Most editions indicate grazioso or scherzando... Yet this Fugue is just a gigue... Not so violent as the Finale of the G Minor Concerto (Harpsichord and Strings) , for instance, but retaining nonetheless the marked features of a gigue... Though not grazioso, not scherzando, it must have the verve and the character of a gigue...
From the seventeenth measure on, the motive in the bass -the tail of the subject- imitated by the middle voice, then by the treble, and in the following measure once again by the bass, contains a surprise... This motive I recognize in measure 3 of the Prelude of Bach's English Suite in A Major... It is not marked Gigue in the English Suite, but we find the name in Dieupart, Le Roux, Marchand, etc., above pieces whose motives are analogous to that of the English Suite... This motive was dear to the French clavecinistes (cf. Pirro: l'Esthetique de Bach, p. 430) .
Bach - Concertos for 2 & 3 Pianos R. G. & J. Casadesus