Ayrılığın hamallığına razı oluşum bugün .
Demir parmaklıklardan azad edip ruhumu ,
Tahlisindeyim acıtan hatıraların .
Bir kasım gecesinin beş atlısı,
Tabutunu taşır umut ölülerinin.
Bir ressam fırçasıyla çiziyorum,
Hançeri sırtında taşırken nasıl soluk alır gönül,
Nefes nefes öldürür sevdayı her bir ah.
Sabır taşlarından zindanlar örüyorken hayat
Güneşi tutan gözlerin de yitirdim
Geceye doğmaya gebe mavilerimi.
Şefkat meleklerinin kanatları kırıldı bak.
Bir kıvılcım güneşe doğru değil,
Rüzgar kirpiklerine değince.
Biraz Eylülden,
az da yazdan bir ateş yakarız.
O hâr serinletir sözümüzün ince hecelerini.
Şahane bir resmi seyreder gibi,
Yine hisli bir şiiri takmışsın peşine ,
Yollarda kimsesiz hüzünlerimi deriyorsun yine ?
Yüz bin kere daha söylesem,
Yüz bin kere daha,
Acı senin annen olmuş terk edemiyorsun? .
Gördüğümüz anadan üryan gün batımının resmini,
Alıp başımı gitsem diyorum.
Bir dağ başı yalnızlığın da demlesem kendimi.
Yoruldum bu şehirden,
Telaşlı insanların yitik hayallerinden.
Bir tebessüm iyileştirir,
Bur merhaba ,
Hatme çiçekleri bezesin sarp yollarını,
Bir ben değil,
bir de sen geldin topraktan.
O vakit,
Yeşerelim iliklerimize kadar ikimiz de ...
Acının katığı umutsa,
Akıllı mıydım, deli mi?
Kim bilebilirdi doğrusunu...
Ayarı bozuk bir dünyanın içinde,
toprağa gömdüm düşlerimi.
Beni büyüten hayat
Benden ne bekledin.
Ben öksüz ,yetim bir çocuğum
Ankaranın kucağın da.
Beni doyuran sevdadır.
Kalabalıktan yoruldum yüreğinde dinlendir.
Soluğum dursun,gözlerinde demlendir
Ömrü geçerken cümle âlemin.
Sen sonsuzum kal,herkes değilsin.
Etrafımı yalanlar usulca sarmış.
Gözlerim uykuyla kavgalı,
Bilmem kaç keredir,
Bekliyorum yalnızlığının mabedin de
Usulca ve kırgın.
Bir eylül gecesi ,
Son değil bir ilkbaharını selamlıyorum sevdanın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!