Bizim derdimiz çok olmak değildi,
sadece OL'maktı.
Bu yüzden,
sayıca çoğalan içi boşlardan olmaktansa
az kalıp
yüreği taşanlardan
Dersimiz AŞK idi, niyetimiz teslimiyet.
Yolumuz içe dönüktü, gidişimiz hep dışa.
Sevgiliyi derya deniz gezerek aradık.
Denizlere sevgiyi ekerek kendimizi kaybettik. Kaybettiğimiz kendimizde
ne sevgiliyi bulabildik,
ne de kendimizi.
kendisiyle toplandıkça hep bir artan bir sayıdır ve toplanıp büyüdüğü tüm sayılara bölündüğünde bütünü etkilemeyen yine O'dur. aslında hem tektir hemde bütündür. giderse bir eksilir kalırsa tam olur.
insanlar kendisini bütün içinde yalnız hissettiği zaman BİR olduğunu unutup HİÇlik olarak nitelendirmekteler yani SIFIR olarak tanımlamaktadırlar. Yalnızlık eşittir sıfır gibi bir durum ortaya çıkıyor ve dengeler bozuluyor.
İnsan yaşamı boyunca iki ve daha çok olmayı istemiştir, ilk ikiliği anneden ayrılınca yaşamıştır ve BİRden ÜÇe taşınmıştır, eğer ailede başka fertler var ise dört, beş, altı olmuştur, sonra sokaklara çıkmıştır 10, 20, 30 olmuştur, okul yaşamında 50, 100, 200, çalışma hayatında 300, 500, 1000 nüfus sayımında elli milyon, altmış milyon, yetmiş milyon, sayısal değerleri hep artmıştır. Oysa O hep tektir, BİRdir ve diğer BİRlerin bir parçasıdır.
En çokta türküler yaralardı bizi, öyle öksüz kalırdı ki sokaklarımız, korkularımızı örtbas etmek için söylerdik türküleri, birde cesaretlenip yollara düşmek için. Oysa türküler aşk içinde söylenirdi ve göğüs kafesimiz sökülürdü yerinden.
Hani sevdaya dair öyküler yazardık, karalardık sokakların duvarlarını gizli gizli sevdiğimizin isimleri ile, sokaklarında akan sularında yıkardık umutlarımızı. Tozlarına bulardık bilyalarımızı, gazoz kapaklarımızı ve kibrit kapaklarını. Bir adımızı haykıran annemizin korkusu sarardı birde en değerli bilyamızı kaybetmek korkusu yüreğimizi.
Yağmur bulutları misali dökülürdü kaybettiğimiz her değerli şeyin ardından gözyaşlarımız. Büyüdükçe kaybettiklerimize alışıp kurutmaya başladık gözlerimizi. Yada cinsiyetimize yaslayıp onurumuzu, kestiler akan güzelliğimizin önünü.
Bugün 23 Nisan
Her yer neşe ve sevinç dolu
Çocuklar etrafa neşe katıyor
Gülücükleriyle
Bugün 23 Nisan
Ah SEVGİLİ, Tüm kentlerin yalnızlığında bile çoğalarak yaşamayı bilmeliyiz, adımız AŞK ile kazınmalı sokaklarına bu kentin. Çocukları eşlik etmeli sevinçlerimize. Bu kentin sokakları bize düş olmalı, düşümüzden mutluluklar doğurmalı. Güneşi olmalıyız sokakların, sevgiden parlayan gülüşümüzle.
Adımı bir sokağa vermeliler tüm binaların isimleri ise sen olmalı mesela. Penceresinde sardunya besleyen bir teyzeye konuk olmalıyız avucumuzda papatya demetleri ile. Beyaz, bembeyaz bir gülümseyiş eklemeleyiz her kapıya. Bizden sonra aydınlığımız kalmalı kaldırımlarında ve çocuklara neşe olmalı cebimizden düşürdüğümüz sevinçlerimiz.
O kadar basit olmamalı ölümleri kuşların. Kanatlarımızla taşımalıyız onları bu kentin kalabalığından engin yeşilliklere, bir okyanusa teslim etmeliyiz yolunu şaşıran martıları, bir serçeyi beslemeliyiz tırnak tırnak kazıdğımız buğday tarlaları ile. Yani SEVGİLİ, biz bu kente hayat olmalıyız ve bu kentin bulunduğu ülkeye ve bu ülkenin bulunduğu dünyaya ve bu dünyanın bulunduğu evrene ve bu evrenin sahibine. AŞK dile getirmeli tüm kentleri ve o kentlerin çocuklarını
Salkım saçak sevdalar yaşıyorduk
Tanımlanmamış teoriler arasında
Bütün kuramları kodlayıp tahtaya
Sokak isimleri oluverdik
Ücra kentlerin.
Sireni patlamış kurtarıcılar
Hâk dilinden konuşsam halktan,
halk dilinden konuşsam
Hâk’tan kopuyorum.
Konuşsam Hâk’tan,
sussam
halktan ayrılıyorum.
Şimdi bardağıma dökülen kırmızı suya doluşuveriyor sarhoşluk halleri ile tüm paragraflar.
Biri beni anlatıyor
sağa yalpalıyor gidişlerim,
diğeri düşlerimi dile getiriyor
devriliyor
en sert kaldırıma çarparak başını.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!