Bazen bir düş yaşadığınızı farkettirir, bazen de bir ayrıntı sizi hiç varamayacağınız şeylere birden bire ulaştırır.
Ellerinizdedir herşey, mutluluk, sevgi güzellikler düşledikçe büyür sarar sizi. sonra hafif bir rüzgar eser dağılır düşleriniz.
Düşersiniz kendi karanlığınıza, mutluluğa tutunduğunuzdan daha sıkı tutunursunuz bu karanlığa, uzansanız mutluluk olursunuz kalıp hüzün olmaya devam etmeyi seçiyorsanız sizi kimse taşıyamaz mutluluğa.
önce ağlamayı unutturdular, erkekler ağlamaz diyerek, sonrada gülmeyi ne o kadınlar gibi gülüyorsun diyerek.
Sonra ruhunu terketmiş milyonlarca erkek olup çıktı ortaya gülmeyi ve ağlamayı bilmeyen ve bu odunsu halini erkeklik sayan. cinayetler, ölümler, savaşlar ağlamayı ve gülmeyi unutanlarca büyür ve büyütülür.
coğrafyamda önce erkekler gülmeli ve ağlamalı ki barış gelsin her bir parçama
an gelir gittiğini hissettirirsin,
an gelir öyle ağır gelirsin ki taşıyamayacağını bile düşünürsün.
kimi zaman öyle derin olursun ki boğulursun varlığında,
kimi zamanda bir kuşun kanadına dönüşürsün kanatlandırırsın yüreği,
eh be dostum
ne çok şeysin hayatımda.
Hiç bir zaman geriye dönüp yazdıklarımı düzeltmedim, belki de bu yüzden devrik bir cümle gibi yaşıyorum hayatı…
Uzak diyarlardan toplanıp gelen hasretlerim var idi, kimi annesinden kopardı, kimi babasından. Yetiştiği yer ise hep yüreğim olurdu. Kaç gitmeyi yaşadı, kaç gelmeyi tadıverdi bilinmez. Her geliş gidiş başka bir sancıyı gömüverdi haritama. Ocağımda köz olmuş bekleyişler, dumanımda sevgiliye dair hasretlikler var.
Puslu bir günün sundurmasına oturuvermiş beni seyreylemekte zaman. Kalabalık yağmur damlaları dolanıvermekte üzerimde ben bir hasret müziğini çevirmekteyim ıslıklardan sözcüklere.
Ah yüreğimi avuçlarına verdiğim güzellik, bilir misin yaradan da yüreğini aynı şey için vermişti avuçlarıma. Adına AŞK dediği o derin yanma hali hatrına. Şimdi yağmurlara siper etmekteyim bedenimi varlığını benden esirgeyenlerin hatrına. Her damla söndürüversin seni benden alanlara duyduğum öfkenin ateşini.
gece seni doğursun yüreğimde
ışığım olsun gülüşün
tenimi tenin ile sar sevgili
kokun sinsin gülüşüme
hasretin kaç türlü yakar bu canı bilir misin
Çocuk,
bu kaçıncı büyümek isteyişin,
büyümek
iyi bir şey olsaydı
büyüyenler
ah keşke şimdi çocuk olsaydım demezdi.
Bizim derdimiz çok olmak değildi,
sadece OL'maktı.
Bu yüzden,
sayıca çoğalan içi boşlardan olmaktansa
az kalıp
yüreği taşanlardan
Dersimiz AŞK idi, niyetimiz teslimiyet.
Yolumuz içe dönüktü, gidişimiz hep dışa.
Sevgiliyi derya deniz gezerek aradık.
Denizlere sevgiyi ekerek kendimizi kaybettik. Kaybettiğimiz kendimizde
ne sevgiliyi bulabildik,
ne de kendimizi.
kendisiyle toplandıkça hep bir artan bir sayıdır ve toplanıp büyüdüğü tüm sayılara bölündüğünde bütünü etkilemeyen yine O'dur. aslında hem tektir hemde bütündür. giderse bir eksilir kalırsa tam olur.
insanlar kendisini bütün içinde yalnız hissettiği zaman BİR olduğunu unutup HİÇlik olarak nitelendirmekteler yani SIFIR olarak tanımlamaktadırlar. Yalnızlık eşittir sıfır gibi bir durum ortaya çıkıyor ve dengeler bozuluyor.
İnsan yaşamı boyunca iki ve daha çok olmayı istemiştir, ilk ikiliği anneden ayrılınca yaşamıştır ve BİRden ÜÇe taşınmıştır, eğer ailede başka fertler var ise dört, beş, altı olmuştur, sonra sokaklara çıkmıştır 10, 20, 30 olmuştur, okul yaşamında 50, 100, 200, çalışma hayatında 300, 500, 1000 nüfus sayımında elli milyon, altmış milyon, yetmiş milyon, sayısal değerleri hep artmıştır. Oysa O hep tektir, BİRdir ve diğer BİRlerin bir parçasıdır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!