En çokta türküler yaralardı bizi, öyle öksüz kalırdı ki sokaklarımız, korkularımızı örtbas etmek için söylerdik türküleri, birde cesaretlenip yollara düşmek için. Oysa türküler aşk içinde söylenirdi ve göğüs kafesimiz sökülürdü yerinden.
Hani sevdaya dair öyküler yazardık, karalardık sokakların duvarlarını gizli gizli sevdiğimizin isimleri ile, sokaklarında akan sularında yıkardık umutlarımızı. Tozlarına bulardık bilyalarımızı, gazoz kapaklarımızı ve kibrit kapaklarını. Bir adımızı haykıran annemizin korkusu sarardı birde en değerli bilyamızı kaybetmek korkusu yüreğimizi.
Yağmur bulutları misali dökülürdü kaybettiğimiz her değerli şeyin ardından gözyaşlarımız. Büyüdükçe kaybettiklerimize alışıp kurutmaya başladık gözlerimizi. Yada cinsiyetimize yaslayıp onurumuzu, kestiler akan güzelliğimizin önünü.
Bugün 23 Nisan
Her yer neşe ve sevinç dolu
Çocuklar etrafa neşe katıyor
Gülücükleriyle
Bugün 23 Nisan
Ah SEVGİLİ, Tüm kentlerin yalnızlığında bile çoğalarak yaşamayı bilmeliyiz, adımız AŞK ile kazınmalı sokaklarına bu kentin. Çocukları eşlik etmeli sevinçlerimize. Bu kentin sokakları bize düş olmalı, düşümüzden mutluluklar doğurmalı. Güneşi olmalıyız sokakların, sevgiden parlayan gülüşümüzle.
Adımı bir sokağa vermeliler tüm binaların isimleri ise sen olmalı mesela. Penceresinde sardunya besleyen bir teyzeye konuk olmalıyız avucumuzda papatya demetleri ile. Beyaz, bembeyaz bir gülümseyiş eklemeleyiz her kapıya. Bizden sonra aydınlığımız kalmalı kaldırımlarında ve çocuklara neşe olmalı cebimizden düşürdüğümüz sevinçlerimiz.
O kadar basit olmamalı ölümleri kuşların. Kanatlarımızla taşımalıyız onları bu kentin kalabalığından engin yeşilliklere, bir okyanusa teslim etmeliyiz yolunu şaşıran martıları, bir serçeyi beslemeliyiz tırnak tırnak kazıdğımız buğday tarlaları ile. Yani SEVGİLİ, biz bu kente hayat olmalıyız ve bu kentin bulunduğu ülkeye ve bu ülkenin bulunduğu dünyaya ve bu dünyanın bulunduğu evrene ve bu evrenin sahibine. AŞK dile getirmeli tüm kentleri ve o kentlerin çocuklarını
Salkım saçak sevdalar yaşıyorduk
Tanımlanmamış teoriler arasında
Bütün kuramları kodlayıp tahtaya
Sokak isimleri oluverdik
Ücra kentlerin.
Sireni patlamış kurtarıcılar
Hâk dilinden konuşsam halktan,
halk dilinden konuşsam
Hâk’tan kopuyorum.
Konuşsam Hâk’tan,
sussam
halktan ayrılıyorum.
Şimdi bardağıma dökülen kırmızı suya doluşuveriyor sarhoşluk halleri ile tüm paragraflar.
Biri beni anlatıyor
sağa yalpalıyor gidişlerim,
diğeri düşlerimi dile getiriyor
devriliyor
en sert kaldırıma çarparak başını.
Yine BEN diyorum bu gece, ne BENcilce bir durum değil mi? Nereye dönsem gördüğüm BENden öte birşey değil. Diyorum ki bu kadar BENi toplasam içeri atsam, görenin başı döner ve ateşe sarar kendini. Bu kadar BEN ile başedebilen varsa düşsün yollara BENi ancak BENden olmayan paklar bu gece…
Hoşgeldin Murat TALİ…
bu gece senin,
konuş konuşabildiğin kadar,
tüm sözcükler emrine amade.
Alkolden değil
harflerden sarhoş olmak vaktidir bu gece.
Kaybedecek sadece adım var onu da bu bedeni alırken vermişler giderken de götürmeyeceğim... Bu yüzden hayatı anlamlı ve mutlu kılmak gerekiyor. Bunun için ölmek gerekiyorsa yani mücadele edip düzeltilecek bir dünya varsa ben bu bedeni o güzellik için vermeye hazırım.
Sadece bir ışık için bile binlerce kişi ile konuşabilir, milyonlarca adım atabilirim. Bu ülke hatta dünya yüreğini kasasında saklayan ve susanlar yüzünden bu halde iken yürekli olanlarında duygularına yenilip yüreklerini bohçasına koyup gitmelerini kabul edemem.
Varsın ölüm gelsin adımızı alsın fakat arkada bırakacağımız ışığın güzelliğinde aydınlanan çocuklar için düşlerimizi yollara dökmeliyiz. Yarın yok fakat bugün ve AN onlarındır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!