Sevmekten mi vaz geçtim yoluna çıkmaktan mı
Andıkça, ortalığı dağıtıp yıkmaktan mı
İsyanlarımla senin canını sıkmaktan mı
Yaşarken cehennemim oldun da ne oldu ki
Güneşin inadına sana derken güneşim
Kenarı kırık olduğu anlaşılıyordu kalbinin
Kendilerini ahlak zabıtası adledenlerin
Ahlaksızlıklarını gördükçe
Derinden öğle iç çekmeleri vardı ki
Kalemine kızıyor
Öğretmenliğinden utanıyordu adeta
Bir zamanlar kartal iken kuş oldum
Yaş kemale erdi artık boş oldum
Zevk eylence bitti sanki taş oldum
Hayatın son demi fenaymış oğul
Evin odaları sanki bir zindan
Deli gönül öne çıkma derdinle
İsyanını özelinde tut, dinle
İçten içe savaşsanda kendinle
Onun için olduğunu bilmesin
Hançer alıp yüreğini deşsende
Bu nasıl bir histir, şekli bilinmez
Kapı yok, baca yok, asla girilmez
Arasan bulunmaz, baksan görülmez
İnsana hükmeden, sevgimi yoksa
Gezip dolaşsanda, nafile olur
Senden sonra gül yoktu ki sevseydim
Sen benim sen, son gülümsün, Songül’üm
Yirmi değil yüzyıl bile geçseydi
Sen benin sen, son gülümsün, Songül’üm
Güneş ile çiğ damlası yapraktan
Bu dünyanın eşref yanı
Asla vermez umulanı
Yer bitirir kul olanı
Daha gördüğün ne ki
Kaplansa da tüm afakın
Ey yedi tepenin üstüne kurulu şehir
Seni seyrediyorum seni, çamlıca’ndan
Uzayın dallarından asılmış gibi
Kor kızıllığındaki güneş batarken
Tependen tepene atlıyorum adeta,
Galata kulesinin, kız kulesine
Duydum ki uzaklarda yaşarmışsın yakınsız
Gezip dolaşırmışsın tenhalarda akınsız
Yüreğin kadar kanlı kılıcın kalmış kınsız
Akılsız, şimdi sevsen ne çıkar
Acımadan kuruttun sevda denizimizi
Üçbeş tanıdık gördüm dün sokakta yürürken
Ordan burdan sırayla konuştuk düzgün düzgün
Sessizlikte yaşandı arada bir dururken
Zaman geç olunca da ayrıldık üzgün üzgün
Her gece sessiz sessiz ağlıyormuş dediler




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!