Dilenciliği meneden
Dilaverliği metheden
Dilbazlığı bilen türküler
Halkımın türküleri
Bahtiyarlığı ihsan eden
Bahar ayları fakirlerin gönlüne göre,
Ne soğuk ne sıcak, aşırılıktan uzak
Benim de ruhum fakir herhalde
En sevdiğim mevsimdir her ikisi de
Tek kat kıyafet kafidir fiyaka yapmaya
Lidyalılar deniz kabuğu kullanmaktan
Hiç vaz geçmeselerdi keşke
Sonraki nesiller de icat etmeseydi
Çıkmayan fil, insan içine
Parka gitti o sabah yine
İsimsiz bir zarf buldu, beyaz
Tahterevallinin üstünde
Rengi tuttu diye yırttı ucunu
Her baharda gitmek isterim
Uzaklara, ama hemen kış gelir
Üşüyünce vaz geçerim
Tepeden başını uzatan güneş
Çıtır otları tutuşturduğunda
Antilop, aslan, fil, sırtlan
Hepsi geldi uzun yoldan
Sardılar gölcüğün etrafını
Bilmezden gelip timsahı
Seni hatırlıyorum, yokuşun sonundaki kırmızı ışığa her yakalanışımda cama yaklaşıp bir şey satmaya çalışırdın.
Kir pas icindeki yüzüne yakışmayan gözlerinin hatrına alırdım o gün uzattığın elde ne varsa; kibrit, ciklet, mendil, çiçek.
Kaçta kalkıp gelirdin o köşeye, nerde yatardın gece, kimin kimsen var mıydı, kazandığın paranın ne kadarı sana kalırdı?
İşin doğrusu, gözlerin yesil olmasa merak da etmezdim aslında, ama ıssız çöldeki kaktüsün inadı gibi yemyeşillerdi işte.
Evet, kurbağa gibiyiz.
Üstat bizi akrebe, serçeye, midyeye ve koyuna benzetmiş.
Ama en çok kurbağaya benziyoruz.
Sessizce bekleriz neyi beklediğimizi bilmeden.
Sonra birden sıçrarız ileri. Nereye düşeceğimizi bilmeden.
Mademki bu kadar uzağa koymuşlar güneşi
Sen de iç uzayına seyahat et o zaman
Dokunmak için yıldız tozuna.
Kimse kendiliğinden ölmez
Bir başkasıdır sebep mutlaka
Kaza, kıya, hastalık, intihar
Ecel ve ihtiras dahi hatta




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!