Türlü türlü yatmak vardır.
Aralarında yüce olanları da vardır.
Yüce olanlardan birini senelerce dinledim.
1996'da televizyonda seyrettim.
1996'da ATV anahaber açık televizyonda.
Genelkurmay film arşivinden Kurtuluş Savaşı görüntüleri karşımda.
Burada birşeyler yazarım.
Çoğunun konusu aynı kişi,
Anlatırım onunla ortak geçmişimizi.
Kendisi de satır satır okur kendini.
Bunları okuyan kişi,
Zaman ayırır.
Yazıyordum.
Okuyordun.
Bir iletişim de vardı.
Şimdi yine okuyorsun.
Okunacak yeni şeyleri üretim faaliyeti kısıtlandı.
Çünkü size bağlıydı.
Sayın okuyan,
21 senelik süreci okudunuz burada,
Yazandan.
Artık lazım yeni şeyler söylemek.
Lazım imza sürecine geçmek.
Sizce malum yerde,
On sekizde nazı gördük.
Otuz altıda nazı gördük.
Yetmiş ikiyi görür müyüz?
Nazı görür müyüz?
Süreç incelendiğinde,
Yollar kesiştiğinde,
Ben seninle büyüyordum.
Aklımda şarkıların, programların,
Rengarenk bir de o film “ Baba Bizi Eversene “
Isıtırdı içimizi programların.
Şarkılarının içinde “ Kol Düğmeleri “ başka yerde.
Dedim ya: “ Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilim ve Kamu Yönetimi “,
Bölümünden mezun oldum.
Son sınıfta bir seçmeli ders aldım.
Adı “ Cinsiyet ve Politika “.
Dünyada kadının durumunu anlatıyordu.
Bizim ülkeye bakınca durum daha yoğundu.
Defalarca " üniversite " diyeyim.
Toplumun sırrını vermişler.
Kıymetini bilememişim.
Her an akademik İngilizce dersinin stajındaymışım.
O derste bir teori okumuştuk.
Carl Jung'un bir teorisi vardı.
Okul döneminde yüceleri okuttular.
Bu işi onlarla sevdim.
Nazım'ım Orhan okuduğunu gördüm.
Zaman yok.
Enerji yok.
Bir klasiktir.
Ben çocukken,
İş başmamış.
Ortada bir tavla varmış.
Millet başındaymış.
Ortalık şen şakrakmış.
Şimdini zili, sireni yerini tutarmış.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!