Mürekkep sızar anın dikiş yerlerinden
Zamanı göğsünden çözen bir lehçedir Mehru
Hiçbir harfin sırtına bindiremediği o dilsiz rüzgâr
Kelimelerin kemiklerini eriten kutsal ilca
Ezel ve ebedin tenhada unuttuğu gölge
Hafızanın unuttuğu en eski dildeki o kayıp hece
Gözün sınırını vuran o mutlak müphemiyet
Aklın kendi etrafında döndüğü sarhoş pervanelik
Ne bir mekân tanır adın ne de bir menzil bilir
Eşyanın rüyasında uyanan o derin vecd
Kendi varlığını yokluğuyla giydiren giz Mehru
Hangi aynaya baksan kırılır sırrın kumaşı
Suretsiz bir yankının iç çekişidir Mehru
Sözün bittiği o son uçurumun kıyısında
Sükûtu bir hırka gibi giyinen mukaddes lügat
Sesler solar, renkler silinir ebedi uykusunda
Varlığı yoklukla takas eden o sırr-ı mübhem
Kayıt Tarihi : 23.10.2026 14:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!