İNSAN toplumumuzda öylesine önemsiz görülmekte ve bu öylesine içselleşmiş ki, kimse ne yaptığının ne söylediğinin farkında bile değil...
Her kazada ve her ölüm olayında TV veya basında, haberleri ve yorumları dinlerken dudaklarım uçukluyor.
Daha 18’inde gencecik ve güzeller güzeli bir kız sayın seyirciler...
Sayın sözü de basın kurallarına göre zorunluluktan kaynaklanmakta,
Görevlilerin içten söylediği bir şey değil, görev icabı...
İktidar dedik mi, iki çeşidi gelir akla
Kusursuz insan fabrikası kurmakla görevlendirmiş insanlar girer birinci sınıfa
Kusursuz insanlara örnek alırlar kendilerini
Kusurları düzeltecek yeni makinalar üretir
Kendilerine benzetmek isterler diğerlerini…
Ve makinalar boş kalmasın diye ‘kusurlu’ insanlar tüketilir…
Fıtratın kaynağını mı soruyorsunuz?
Metan gazını patlatan ateş
Tren kazasını yaptıran yağmur
Yağmuru yağdıran ve metan gazını,
Kaşıkçı kaşığını Kral’a uzatmamış
O anda Tanrının gazabına uğramış
Kaşıkçı buharlaşıp ortalıktan kaybolmuş
Anlaşılıyor ki, Tanrıyla Kral ortakmış…
Bitler bizim bitlerimiz kime ne?
Kanımızla besleriz seve seve
Onlar için en büyük emeğimiz
Sahip çıkarız emeğimize…
Obama’nın seçilmesinin ardından, Erdoğan ve medya ortak bil dille, Amerika’nın özgürlükler ülkesi
olduğu doğrultusunda bir gösterge olduğu gibi... mesajlar vermeye başlamaları garip.
İnsanın şimdiye kadar Amerikadan ne gibi özgürlükler elde ettiniz diye sorası geliyor.
Elli yıl sonrasının, belki de daha da uzun bir dönemin rayları döşenmiş bir sistemde, Obama’nın gelişiyle her şeyin değişeceği imajı verilerek ne elde etmek isteniyor?
Genetik bir kalıtım olarak yüzyıllardır devam eden ırkçılığın birdenbire kaldırılması mümkün mü?
Bir ülkenin başbakanı, Obama’nın seçimi kazanması üzerine verdiği ilk mesajda ‘’ırkçılıkta bir kırılma oldu, Amerika’da ırkçılığın artık olmayacağı...’’ anlamında... mesajı şaşırtıcı.
Kendimiz olamıyoruz, kendimizi bilemiyoruz…
Yaşadığımız zamanı bilemiyoruz. Zamanı bilmek demek, zamanda neler oluyor bilmek demek. Şeffaf ne kaldı? Zaman çifte örtüler altında, zaman sanki serada yetişiyor. Zaman ilbit tohumlarla, doğru için çabalayan az da yalan için çabalayanın hesabı yok. Yalan üzerinden nemalanan çok. Tek hedef para olunca, zenginlik olunca ve bu uğurda her şey mübah olunca şaşırmamak gerek. Ünüversiteler artık bu temel üzerine kaydı. Yarış yalnız servet için.
Zamanı bilmiyoruz ki kendimizi bilelim. Yalan içinde yüzerken, doğruyla yıkanabilir miyiz. Aklanabilir miyiz? Aramızda sihirli değnekler dolaşıyor da bazılarımızı alıp gidiyor adeta. Yıllarca izini bile bulamıyoruz. Kemikleri bile yok ortalarda. Nasıl kendimiz olabiliriz. Kendi olmaya çalışanlar sihirli değnaklar tarafından uçuruluyor. Benliğimiz üstünde yüzlerce ton ağırlık varken nasıl doğrulabiliriz?
Yeteneklerimizi geliştirecek ve kullanacak zamanımız olmadan nasıl kendimiz olabiliriz? Nasıl yaratıcı gücümüz ortaya çıkar da kendimize dair bir izimiz olabilir? Başka ağaçların gölgesindeki ağaç meyve verebilir mi? Gelişebilir mi?
Hızlı okumak, okuyoruz gibi yapmak yemekleri çiğnemeden yutmak gibi bir şey, sindirmeden çıkarmak… Algılamadan anlamadan karar vermek… En çok politikacıların yöntemi. Onlar çoğu zaman okuduklarını anlamadan, anlamak istemeden, yüzeysel olarak, savunma yapabilme amacıyla okurlar. Yaratma, geliştirme zihniyeti onlarda mevcut değildir. Düşmanlıklar yaratıp ortalığı birbirine katmaları ondandır.
Cinsel açlığı doyurmak gibi bir şey hızlı okuma, sevmak yerine ilişki kurmak… Dostluk geliştirme, dayanışma yerine, memnuniyet yerine açlık giderme, bir mutfağa sahip olmak yerine, yoldan geçerken ayaküstü atıştırıp geçmek gibi…Anlamadan, kavramadan kitabı okumak ve kapattıktan sonra unutmak…
Hadi hayırlı olsun yurttaşlarım
Bacasız fabrikalardan sonra
Duayla yönetim devri yazıldı
Sizlerin iradesiyle alnımıza…
Yazı yazmak da anayasa referandumu gibi… Başlamak zor, bitirmek daha da zor…
İç savaş örneği… Aylar oldu tartışmalar bitmiyor. Gibi mi? Solun iç savaşı mı? Dış İşleri Bakanlığı’nın dışarıda yapacak işi kalmayınca… İçeride emekçilere yüklendiği gibi…
Dışarıdaki güçler %70 boyunduruk altına almıştır ama, suçlu emekçiler arasında aranır.
‘’Sol’’ da aynen örnek almış Kemalist devlet siyasetini… Darbeyi %70 burjuvalardan yer,
Ölüm, işkence, fişlenme, sömürülme, işsizlik, kayıplar, cinayetler ve dalga geçerek serbest bırakılmalar. Keyfi tutuklamalar, 10 yıllık göz altıları, cezaevlerinde ikinci cezaevleri, daha niceleri… ‘’Sol’’cular deryadan habersiz balık gibi… Suçlayıp duruyorlar birbirlerini…
İkiyüzlüler,, ikiyüzlülere inandılar
Tanrı silahını başlarına kuşandılar
Bir rüyada gibi arsızca saldırdılar
Sanki Azrail olarak atanmışlar…
Otuz sekiz insan yatıyor parça parça




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.