Galileo, dünyanın evrenin merkezi olmadığını ispatladı. Ama, dünyanın merkezi neresi? O konuda bir keşfi yok… Olamazdı… Çünkü o sıralarda daha dünya lideri anasından doğmamıştı… Cam ve demir bulunmasaydı, teleskop da icat edilemezdi ve yıldızları da inceleyip, dünyanın merkez olmadığını iddia edemezdi. Galileo bu gün yaşasaydı, dünyanın merkezi olarak da Reisi işaret ederdi. Bundan hiç kuşkumuz yok.
Bilimde amaçlar ve araçlar çok önemli…
Dünya lideri Reis de, araç olarak insanları kullanarak, dünya lideri olarak, dünyanın en zengini olma hakkını kullanıyor. Ekonomide istikrarı sağlamak için ‘’az olsun temiz olsun’’ şiarıyla yola devam diyor.
Yeteneksiz yöneticileri devre dışı bırakıp, tek merkezden, tak başına ‘’ileriiii!’’ diyor. Katar da öyle değil mi? Küçük ama dünya zengini… Para içinde boğulmamak için zengin ülkelere bile para dağıtıyor.
Reis işini biliyor!
Dünyanın çeperlerinde kimisi
Abdest bozacak davranışlar takınıyor
Reisimiz bu günlerde iyi niyet perisi
Olgunluk gösterip susuyor…
Kırmızı çizgiler renk değiştirdi
Orta doğudan silinirken
Polis karakolunda gördük İŞİD’i
Gündüz bekçileri türedi
3 saat
Ahlak Üzerine
Kavramsal olarak olmasa da, işlevi bakımından ah-lakın tarihinin insanlığın tarih sahnesine ilk çıktığı dönemine kadar uzandığı muhakkaktır.
Muhtemeldir ki tanımı farklıydı, ama insan neslinin topluluk olarak yaşadığı her döneminde ahlak hep var olmuştur.
Proudhon'un dediği gibi ahlak, tek başına, "insanları daha iyi yönetmek için uydurulmuş kurallar" değildir.
Devletli, sınıflı ve bir toplumsal kesimin ayrıcalıklı kılındığı tüm toplumlarda ahlakın böyle bir işlevi olduğu, yani egemen olanın egemeni olduğunu kontrol etmesine, yönetebilmesine yaradığı doğru-dur. Ama sınıfların, cinse dayanan ayrımcılığın ve ailenin tarihi 5-6 bin yıllık bir geçmişe sahipken, yaklaşık olarak iki milyon yıllık tarihi olan insan yaşamını 5-6 bin sene ile açıklayabilmek mümkün değildir.
İş yok, ekmek yok
Saldırgan mikroba yenildim,
Vücudu ele geçirdi mikrop
Ülkem gibiyim…
Ahretliğimi satıp
Doktora gittim
Eğer zengin isen hoşgörülürsünüz,
Eğer fakirsen tehlikededir götünüz…
Bu değişmeyen yasasıdır sistemin,
Öyleyse;
Ya ibneliği kabul edin,
Ya da sistemi değiştirin.
Bu gün seçim vardı yine
Ticaret odasıydı gündemde
Ekonomisinin kaderini belirleyecek
Delegeler seçilecek sözde…
İki liste sürüldü önümüze
Biri, ‘’Deniz Feneri’’i aydınlatıyordu
Su kabından boşalınca kendinden başlar etrafa yayılmaya, ben de doğal olarak kendi etrafımdan başladım, bu Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayımız S. Demirtaş için oy istemeye… Darbeden sonraki siyasi yozlaşma öylesine etkili olmuş ki, seksen öncesinin nice keskin devrimcileri dönüvermiş tersine.
Bu seçim çok şeyi netleştirdi. Ak koyun kara koyun ortaya çıktı. Çünkü hedefler çok netti. Bir tarafta sermeye sınıfının adayları, diğer tarafta sömürülenlerin ve ezilen halkların adayı… Kaçamak yanı olmadığı için kimlerin hangi tarafta olduğu iyot gibi ortaya çıktı… Ne yazık ki ‘Sosyal demokrat’ (ne yazık ki bizde öyle tanındığı için öyle yazmak zorundayım, yoksa CHP’nin sosyal demokrasi ile de bir yakınlığı yok) aday olarak sunulan Ekmelettin İhsanoğlu’nu bile merak edip araştırmamışlar. Seksen darbesinden sonra birçok demokrat öğretim üyesi üniversitelerden uzaklaştırılırken o prof olmuş biri, Alpaslan Türkeş’in danışmanı, İÜÖ: genel sekreterliği döneminde ‘RECM’ cezası için sesini çıkarmamış biri… Fazla uzatmaya gerek yok, Aday olarak da ulusalcılarla faşist partilerin çatı adayı… İşte böyle bir adayı savunabilecek ve kendisini hala sosyalist olarak tanımlayabilen insanlar… Neymiş efendim, AKP’yi bölüp Tayyip Erdoğan’dan kurtulacaklarmış… Görüş açısı okuma yazma olmayanlar gibi sadece tepki muhalefetiyle sınırlı… Tayyip Erdoğan’dan farkı olmayan birinin o koltuğa oturması neyi değiştirir?
Sosyalist olmadan önce bile bir insan olarak, birey olarak ilkeli olmalıyız. Kendi demokrat olmayan birinden demokrasi bekleme saflığı, ya da basit çıkarlar için onlara demokratlık misyonunu yükleme ‘saflığı’, ya da kendince uyanıklığı…
Böyle bir arkadaş ile ortak bir sebepten dolayı CHP’de önemli bir göreve sahip olan birine gidiyorduk. Benim seçim konusunu açacağımı bildiği için, arkadaşım özellikle dönüp sakın o konuya girme dedi. Nedenini anlamak için kendi kendime düşünmeye başladım. ‘’Niye? ’’ dedim. ‘’sonra konuşuruz’’ dedi. Kapıdan içeri girmek üzereydik. Sohbet ederken anlaşıldı, adamdan yeğeni için belediyeden iş talebinde bulundu… Onlar oy vermeyen solu suçlarken elbette sözü bana dokundurmak için açtılar daha önceki tartışmalardan dolayı… Ben de aynen yukarıda yazdıklarım gibi, ‘’Kendimi bildim bileli bu sosyalistler CHP’ye destek verdiler de CHP bir kere bile Sosyalistleri ciddiye alıp ittifak yapmayı düşünmemiştir, sosyalistleri hep kendine kuyrukçu olarak görmüştür sosyalistleri, ama sağcı ve faşist partilerle ittifakta tereddüt etmemiştir’’ dedim… Adam fazla itiraz etmediği halde, bizim ‘geçmişteki sosyalist’ arkadaşımız ondan fazla sosyalistleri suçlamaya başladı. Aklıma ‘’Dönme sofudan beterdir sözünü’’ getirdi bu davranış… İlkesizlik insanları nerelere kadar sürüklüyor.
Bu seçimler aslında sol adına çok laf yapıp da solla ilgisi olmayanları açığa çıkardı. Sosyal demokrasiden umudu olup da yanıldığını anlayan dürüst insanlar doğru kararı verirken, sosyalist görünüp de sermaye partilerinden medet umanları gözler önüne serdi…
Sermaye partilerinin ilkeleri gayet net, daha fazla kar, daha fazla çıkar ve bunlar için her yol mübah, kendi niceliksel güçleri olmadığı için nicelik olarak çok olan emekçileri çeşitli ayrımcılıklarla bölmek, birbirine kırdırmak onların ilkeleri… En kaba ölçekle bile olsa ezilen kesimde olanların tam tersine kendi birliklerini güçlendirip, sermaye kesiminin bölünmesi doğrultusunda gayret göstermeleri gerekir. Ama ne yazık ki, günübirlik çıkarlar için sermaye güçlerinin peşinde toplumsal çıkarlarımızı heba eden bu insanlara ne demeli? Bunların solla, sosyalizmle ne gibi bir bağı olabilir?
1. 1965’ten bu yana siyasete şöyle veya böyle bulaşmış biriyim. Devlet kapitalizmin her bunalımında, baskısını kullanmıştır. Devlet partisi CHP de bu baskıların bir parçası olmuştur. CHP’nin solunda kalan kesim ise (Sosyalistler ve komünistler) CHP’yi kayıtsız şartsız desteklemişlerdir. Yani devlet baskısına karşı halkın örgütü olarak ortaya çıkanlar devlet partisinin peşine takılmışlardır. Yani devlet baskısını yedeğine girmişlerdir. Ben kendimi bildim bileli bu böyle olmuş ve CHP de buna alışmıştır. Kendi solunda, zemini sağlam bir oluşum olmayınca sürekli sağa kaymıştır. CHP’nin bu kadar sağa kaymasında, sosyalistlerin ve komünistlerin payı küçümsenemez. Bu böyle devam etmemeli… Bu şartlanmaya ‘’DUR!’’ demeli…
2. Sağlam zemin demek, ilkelerin netliği ve bu ilkelerin hayata geçirilmesidir. Şimdi büyük şehirlerde CHP’nin adaylarına bir bakalım! Hangi açıdan AKP adaylarından üstün? Geçmişlerini araştırınca görüyoruz ki hepsinin kaynağı aynı. Seçimler iki parti arasında ya da iki ittifak arasında kritik olunca, evrensel ilkelere bağlıymış gibi görünmek için bir iki söze inanıp seçildikten sonra ötelediklerine, damgaladıklarına tarafsız mı davranacaklar? Seçim öncesi ilkeli olarak benimle ittifaka yanaşmayana ben nasıl güvenirim, nasıl oyumu veririm. Eminim ki, böyle bir durumda seçime katılma oranı düşecektir ve sonuç yine değişmeyecektir. Seçim öncesi politik alanda da HDP kan kaybedecektir.
3. HDP seçimlere katılmayıp, CHP adaylarını destekleme kararı alırsa, bu gün ve gelecekte, kendisinin CHP’yi desteklediğine dair hiçbir belge olmayacağı için tarih sayfalarına, HDP için gerileme olarak tarihe geçecektir. Bu da AKP liderinin baskılarının başarısı olarak görülecektir. HDP’nin bütün baskılara karşın verdiği mücadele, gösterdiği direniş yine aynı zorbaların eline teslim edilmiş olacaktır.
4. CHP Yenikapı’da, mecliste dokunulmazlıkların kaldırılmasında ve sınır dışı operasyonlarda o iktidardaki partilerle aynı tavrı takınmadı mı? Bu seçim öncesi, üç beş kişinin olumlu konuşması ile unutulabilir mi? Kendi içinde, kendi üyelerinin bile, İnsan hakları beyannamesi sınırları içindeki konuşmalarına bile tahammül edemeyen partiye ben nasıl destek veririm? Her zor durumda, devlet partilerinden biri bir nebze daha liberal diye, ilkesiz, anlaşmasız böyle bir destek ülkemizde demokrasi açısından bir kazanım sağlamaz. Solda güçlü bir anahtar parti olmak istiyorsak, sınırları iyi çizmek lazım… Devlet partilerinin kuyruğunda demokrasi kazanılmaz.
5. Sonuç olarak; Sağa karşı mücadelede beğenmediğimiz partilerin politikalarından da ders almalıyız. Bu sistem paylaşım üzerine kurulmuştur. Bu sistemde iyi niyet geçmez. Sistemin kurallarına uyarak hareket etmek zorundayız…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.