Sevgilim,
Şu an sensiz bir şekilde elimde uçuk mavi bir kalemle seni düşlemekteyim. Kalemin ucu kâğıda her dokunduğunda içimdeki yanık büyüyor.
Öyle ki! Öyle ki! Kelimelerin gölgesine sığınmakla, seni çağırmak fikrinin nafile telaşına kapılmak arasında gidip geliyorum.
Hasret dediğin, yalnızca yürekte beliren bir sızı değildir; bazen bir pencerenin önünde olup giden bakış, bazen sokaktan gelen bir ayak sesinin hatıraları yoklaması, bazen de akşamüstü göğün aldığı o solgun renktir. Ne vakit o solgunluğa baksam, içimde senin eksilen o sesin büyür. Ve sanırım insan gerçekten sevdiğini böyle zamanlarda bilir; kendine bile itiraf edemediğin bir boşluğun tam ortasında kaldığında...
Günler akıp gidiyor sevgilim,
fakat benim içimde zaman, senin bıraktığın yerden bir adım ileri gitmiyor. Bir kitabın aynı satırına tekrar tekrar bakan bir okuyucu gibiyim; her sayfayı çevirsem de içimde aynı cümleyi taşıyorum. Sen bu hikâyenin unutulmaz yerisin...
Düşün ki odamda durmaya yüz tutmuş bir ışık var.
Masanın kenarında yarım bırakılmış bir çay,
hafiften bükülmüş bir perde...
Yazılmayı bekleyen birkaç kelime...
Hepsi tek tek senin yokluğunun sessiz tanıkları. İnsan bazen sessizliğin bile derin bir çağrısı olduğunu anlıyor. Zira senin yokken, sessizliğin bile sana benziyor. Sana söylemek istediklerimi kalbim uzun zamandır saklıyordu; fakat kelimeler bugün kendiliğinden çözülüverdi.
Sanki yüreğim, taşıdığı ağırlığın artık kaleme emanet edilmesini istiyor.
Bu yüzden bil ki sevgilim;
Sen, ruhumun en kırılgan yerine incelikle dokunan bir sözlük gibisin.
Ne fazla ne eksik...
Tam yerinde, tam kıvamında, tam olması gerektiği gibi...
Bir gün bu sayfa sararsa,
Mürekkep solsa,
Hatta kelimeler birbirine karışsa,
Yine de içinde yanan duygu kaybolmayacaktır.
Çünkü ben seni,
Zamanın elinden düşmeyen bir hakikat gibi taşıyorum içimde.
Kayıt Tarihi : 26.10.2026 21:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!