Güçlüyüm,
çünkü bana başka bir yol bırakmadınız.
Bunu övünerek söylemiyorum.
İnsan bazen güçlü olmaz,
güçlü görünür.
Sabah kalkar,
yüzünü yıkar,
çayını koyar,
perdeyi açar.
Ankara yine Ankara’dır.
Aynı telaş,
aynı korna sesleri,
aynı gri binalar.
Bir yerlerde insanlar
ekmeğin hesabını yapar,
bir yerlerde memleket kurtarılır,
bir yerlerde bir anne
telefonun çalmasını bekler.
Ben sokağa çıkarım.
Cebimde yıllar.
Az şey değil.
Bu ülkede insan
yalnız kendisi kadar yaşamıyor çünkü.
Biraz babasının sustuklarını,
biraz annesinin korkularını,
biraz çocukluğunun yarım kalmış seslerini,
biraz da memleketin
hiç kapanmayan defterini taşıyor.
Ben de taşıdım.
İnsanları taşıdım mesela.
Hak etmedikleri kadar.
Sözlerini,
susmalarını,
gidişlerini…
Bir gün dönüp baktım:
Herkese yer açmışım içimde,
kendime küçücük bir köşe kalmış.
Sonra yaş ilerliyor.
Bunu takvimden anlamıyor insan.
Eskiden kızdığı şeylere
artık yalnızca bakmasından,
bir telefon gelmediğinde
nedenini sormamasından,
bazı isimleri duyunca
kalbinin eskisi kadar
hızlanmamasından anlıyor.
Ben de öyle anladım.
Hayatın büyük laflarla
pek ilgisi yokmuş.
Bir bardak çayın soğuması,
akşam eve dönerken
birden bastıran yorgunluk,
gece herkes uyuduktan sonra
insanın kendi kendine
“Bunca yıl neyin kavgasını verdik?”
diye sormasıymış biraz.
Memleket de öyle.
Yıllardır aynı meydanlarda
başka başka sözler duyuyoruz.
Bayraklar değişiyor,
afişler değişiyor,
kürsüdekiler değişiyor.
Yoksulun yüzündeki çizgi
pek değişmiyor.
Ben o çizgiyi tanırım.
Bu ülkenin
fabrika kapılarında gördüm,
kahvelerinde,
otobüs duraklarında,
pazar dağılırken
tezgâhın altında kalan sebzeleri toplayan
yaşlı insanların ellerinde gördüm.
Belki bu yüzden
hâlâ bazı şeylere kızıyorum.
Demek ki içimde
tamamen susmamış bir yer var.
İyi ki de var.
Ama artık herkese yetişmeye çalışmıyorum.
Benden gidenin arkasından
eskisi kadar uzun bakmıyorum.
Beni yanlış anlayana
uzun uzun kendimi anlatmıyorum.
İnsan altmışından sonra
biraz da kelimelerini seçiyor.
Çünkü vakit,
gençken sandığımız kadar bol değil.
Şimdi akşam oluyor.
Ankara’nın ışıkları yanıyor.
Pencerelerin arkasında
binlerce ayrı hayat.
Benimki de onlardan biri.
Ne kahramanım
ne yenilmez.
Yoruldum.
Kırıldım.
Yanlış insanlara inandım.
Doğru insanları da kırmışımdır belki.
Bazı savaşları kazandım,
bazılarından elim boş döndüm.
Bazı geceler
kendimi bile ikna edemedim.
Ama sabah olduğunda kalktım.
Mesele biraz da bu zaten.
Kalktım.
Çünkü hayat
“Hazır mısın?” diye sormadı hiçbir zaman.
Önüme ne koyduysa
onunla yürüdüm.
Şimdi biri çıkıp
“Güçlü adamsın,” dediğinde
içimden gülüyorum.
Nereden bilsin?
Güç dediği şeyin içinde
kaç kırgınlık,
kaç vedasız gidiş,
kaç uykusuz gece olduğunu…
Ben güçlü olmayı seçmedim.
Ben yalnızca
yıkıldığım yerde kalmayı
kendime yakıştıramadım.
Hepsi bu.
Güçlüyüm, diyorsanız güçlüyüm.
Ama madalyasını bana takmayın.
Birazını bu ülkeye,
birazını geçen yıllara,
birazını gidenlere verin.
En büyük payı da
beni en çok ihtiyaç duyduğum zamanlarda
kendi başıma bırakanlara.
Çünkü bana başka bir yol bırakmadınız.
Ben de
yol olmayan yerden yürüdüm.
Kayıt Tarihi : 30.11.2020 18:41:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!