Gümüş akarsularla yıkanıyorken toprak
Geçip gidiyor kuşlar kanat kıpırdatarak
Gazi Battal yurdunun koyakları yemyeşil
Bir kaftana bürünmüş, parlıyor ışıl ışıl...
Tabiat başka renk ve bir başka ahenk ile
Günbegün kaynayarak dönmekte gökte güneş.
Kızmakta, çatlamakta, alevlenmekte güneş…
Bütün zoru dünyanın bizim omzumuzdayken
Niçin böyle yanar ki bizden yüksekte güneş?
Yoksa onun başı da kara dumanlarda mı?
Əs ruhumu titrədən bir sərt küləq kimi əs
Sinəmdən öz könlümü götürəcəq kimi əs
Mərhamət kılma yenə əs ki əşidsin hər kəs:
Ay çöhrəli sultanım, qurbandır sənə canım.
Əs, məni sarp dağlara, quru çöllərə apar
Dudağın kan kızıl ateş parçası
Bürür sıcaklığı gören herkesi
Aşkınla erlerin yüz binlercesi
Tutuşsa sen yine gülüp geçersin.
Filhakika sen bir meçhul meleksin
Tükenir karakışlar, taze bir bahar gelir
Uzaktan ağır ağır gözlenen katar gelir
Tatlı kaval sesine körpe koyunlar gelir
Derler ki her çağda bir Arzu’yla Kamber gelir…
Ya benim sevdiceğim ne zaman çıkar gelir?
Eskiden bir başkaydı; yaprak döken güz bile
Gülerdin, bahçemizde bin bir bahar açardı.
Yıldızlarla süslüydü göğümüz gündüz bile
Bakardın, bulutlarda papatyalar açardı…
Söylediğin şarkılar evin her köşesinde
Bir eylül gecesidir, simsiyah şu gözleri.
Efsunla bakan iki cennet kuşu gözleri...
Fendiyle varlığımı varlığına ram etti
Kalbimin sevdaya ilk tutuluşu gözleri…
Ben ki kendi asrıyla kavgalı bir kaçağım.
Yiğitlikte budur yasa
Menzil nice uzak olsa
Olmaz yine bir an tasa
Dağ aşılır kona kona.
Yiğidin başı pustadır.
Hayalin kızıllaşır gün batarken
Ve sonra hücum eder hatıralar
Her şey silinip kararıyor derken
Bir ateş parlayıp alnımı yalar.
Ateşlerin en cehennemcesidir
Tükenmişliğin son faslı bu olsa gerek
Yıkıldım gölgeme basıp sendeleyerek
Ne bir dost selamı kaldı ne bir sevgili
Sual eden yok, herkesin tutuldu dili…
Yalnızım, öyle yalnızım, avareyim ki




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!