Sıradan bir günün, öylesine bir saatinde,
Bir dostla oturmuş, sessizce beklerken öylece,
Uyumuşum... Uyanmışım belki biraz uyku sersemliğiyle.
Yarınlara dair umutların sessiz çığlıkları yankılanıyor,
Geçmişin ağırlığı altında çatır çatır ezilirken.
Gönlüm gezinirken Torosların ayazında, boranında,
Ansızın kayboldum bir muhacir kızının yeşil gözlerinde.
Yelkovan durdu, bulutlar kalakaldı öylece havada,
Bir dilenci edasında el açtım muhacir kızının gönlüne.
İlk gözler konuştu, sonra geldi gönülden sözler,
Kaç kez kontrol ettim oysa;
Gidiş yolu doğru, işlem sırası tam.
Çarpılması gereken yerde çarpmışım kapıları,
Bölmüşüm elimde ne varsa; beşe, ona, yirmiye...
Toplamışım sabırla yarına dair umutları,
Çıkarmışım zamanı gelince o gereksiz detayları.
Koşturdum, birkaç notanın peşinde,
Kayboldum sevdaya dair tüm türkülerde,
Sallandım, bir bağlamanın tellerinde,
Nihayet, durdum saçlarının tellerinde.
Baktım uzun uzun, Mona Lisa’nın gözlerine,
Bir kuşun kanadına takılıp aşarken yüksek duvarları,
Dışarıdaki dünyaya atmıştın ilk meraklı adımlarını,
Her zorunlu dönüşünde, ceplerinde hayal kırıkları,
Aklında, bir dahakine daha uzaklara kaçma planları
Gerçeklerin, gerçekliğini anladığında, duvarların ardında
Öyle bir yerdeyim ki kimine göre Everest Tepesi...
Geleceğini bildiğin halde, sabırsızca beklemek yok.
İki adım ötendeyken hunharca özlemek de yok,
Her biri okyanus gözlerinde çaresizce kaybolmak da yok.
Öyle bir yerdeyim ki kimine göre Lut Gölü...
Akşam olur, yalnızlık başlar, dört duvar arasında,
“Hani bir zamanlar,” dediğin anları hatırladığında,
Pişmanlıklar gün yüzüne çıkmaya başladığında,
Senin hikâyen başlar, bu şiirin mısralarında.
Örs üzerinde dövülen demirlerin sessizliğinde,
Kor olmuş yüreğimin feryadı, yükseldiğinde göğe,
Baştan ayağa titredim, temmuz ayının bir gecesinde,
Sığınırım, Nil kıyısında ağlaşan kamışlara, sessizce
Öyle bir yolculuk ki, içinde senin olmadığın bir kafile
En güzel şiiri yazabilmenin eşiğinde, kıvranıyor,
Ne Kurtuba’nın gecelerinde adımlayabiliyor,
Ne de Necid çöllerinde dudakları kuruyor,
Bir gecenin sabahında yine anlıyor, kahroluyor,
Hani şiir dediğin sadece kalemle yazılmıyor.
On yaşında bir çocuk, uyanır henüz gün doğmadan,
Annesi izin vermez çıkmasına, elini yüzünü yıkamadan,
Kapının önünde, ağzına kadar süt dolu, sadece iki bidon,
İlk adımında, kollarında dünden kalma ağrılar gelir peşinden.
On yaşında bir çocuk, on adım atar, durur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!