Herkes kendi kalbinin genişliği kadar ağırlar karşısındakini.
Ne kadar derine inersen in,
Sunabileceğin gökyüzü,
Ancak diğerinin pencereni açtığı kadardır.
Adımlarının yönü hak etmeyen bir kalbe doğruysa,
Her gün biraz daha eksildiğini fark edersin.
Susmak bir çare değil,
Konuşmak ise dipsiz bir kuyuya taş atmaktan farksız.
Görmek istemeyene ışık olsan ne fayda?
Sevmeye niyeti olmayanın dilinde hep bir bahane,
Heybesinde hep bir kusur birikir senin için.
Kendinden vazgeçip onun istediği kalıba dökülmeye başladığın an,
Aslında en büyük mağlubiyetini almışsındır.
Bu yüzden artık ne rüzgarı suçluyorsun,
Ne de yelkeni açmayan elleri.
Kendi kıyısında duramayan birini,
Başka bir denizde boğulmaktan kurtaramazsın.
Bir zamanlar nezaketi zafiyet,
Sabrı ise mecburiyet sananların gölgesinde kalmayı
Kabullenmişti bu yürek.
Kendini anlatmaya çalışmak,
Sağır bir duvara yankısını dinletmeye benziyordu.
İnsan en çok, kelimelerinin ağırlığı altında ezilirken değil;
O kelimelerin karşı tarafta hiçbir iz bırakmadığını gördüğünde yoruluyor.
Bir insanın varlığıyla güzelleşmeyip,
Sürekli hizaya çekilmeye çalışıldığı o dar alanlar,
Sevginin değil ancak bir idare etme biçiminin resmiymiş,
Geç de olsa anladım.
Şimdi ne bir eksiklik duygusu var içimde
Ne de tamamlanmamış bir cümlenin hüznü.
Gitmek, bazen en büyük kalma biçimidir insanın kendinde.
Zorla yönü değiştirilen nehirler elbet yatağını kurutur.
O yüzden artık iddialardan da,
Kendini kanıtlama telaşından da uzağım.
Yüreğiyle gelene kapım her zaman açık,
Ama eşikte bekletip ruhumu tüketenlere elveda demek,
Kendime borçlu olduğum en asil duruştur...
Kayıt Tarihi : 20.08.2026 20:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!