Sessiz bir kasabada başladı hikâye;
Akşam, bacalardan yükselen dumanı taş evlerin üzerine sererken,
İstasyonun paslı saatinde zaman durmuş,
Akşam ezanıyla birlikte dükkânların kepenkleri inerken,
On iki yaşında bir çocuk, babasının gittiği raylara bakıp her geçen treni sayardı;
Çünkü annesi, “Belki bu defa,” demişti… çocuk da annesinin sözüne inanmıştı.
İnsan diyorum anne, bir kuş misali;
Kanadını gökyüzü değil, gördüğü vefasızlık yoruyor.
Bir lokma merhamet için ömrünü tüketiyor da,
En derin açlığı yine sevilmemek oluyor.
Akşam olunca herkes evine dönüyor,
Bazılarıysa yalnızlığını omzuna alıp geceye karışıyor.
İnsan en çok yüreğinin bir köşesinde ne zaman sessizce kalır bilir misin…
Bir kelimenin yarım bırakıldığı yerde,
bir “gel”in boğazda düğümlendiği anlarda…
Herkes gülüşünü görür de,
kimse içindeki enkazı fark etmez ya,
Çarmıha gerilmiş bedenim, kopuk bir ezginin tınısında kaybolmuş sesim
Gecenin alnına yazılmış bir kader gibi sallanıyorum zamansızlıkta,
Rüzgâr bile benden yüz çevirirken kanayan gölgemi taşıyamıyor duvarlar,
Adımı unuttum; acı çağırıyor artık beni, her harfi paslı bir çivi,
Yıldızlar şahit, göğsümde büyüyen bu karanlık bir dua değil, bir isyan,
Göğe uzanan ellerim boşluğa değiyor,
İsyandı kelimelerim…
Nuh’un kavminden daha helak olmuş yüreğimde açmaz sabır çiçekleri,
Bir tufan saklı içimde, ne gemi var ne kurtuluş,
Boğuluyorum kendi suskunluğumda, kendi çığlığımda,
Ey dünya! Hangi limana sığdırdın bu kadar kaybolmuş insanı,
Neden herkes kurtulurken ben hep en derinde kaldım…
Bugün takvimler 8 Mart’ı gösteriyor…
Ama aslında bugün, sadece bir günün adı değil;
Bir annenin sabaha kadar uyumayan gözleri,
Bir kız çocuğunun yarınlara sakladığı hayalleri,
Bir kadının sessizce taşıdığı koca bir dünyanın adıdır.
Vatan sevgisi ile çıktık yola,
Milli bir ruh yayıldı ülkeme
Bir destan kokusu var havada,
Kurtuluş Savaşının öncesinde
Her yiğidin kefeni cebinde,
Cemre düşmüş annelerin gözüne
Kalbim, çok dağlandın, bir yangının içinde küllere dönmüş gibisin; bilmez misin, sevda her yüreğe yakışmaz!
Ey susmaktan taş kesilen göğsüm, daha kaç geceyi kendi sesinle boğacaksın?
Kimin uğruna eğdin başını da alnındaki gurur çizgileri böyle erkenden ihtiyarladı?
Bak, aşk diye önüne serilen yolların çoğu, ayak izlerini değil, insanın kendisini yutar.
Her tebessüm bahar değildir; kimi gülüş, ömrün en uzun kışını saklar içinde.
Kalk artık! Küllerini avuçla ve yüzüne sür; bırak herkes bu yanığın adını öğrensin.
Dünya yaratıldığında, sura üflendiğinde,
Yıldızlar, gezegenler, mahlukat oluştuğunda,
Karanlıklar savrulduğunda geceye,
Çığlıklar sen diye ağladığında puslu limanlarıma,
Karanlıklar içinde bir resim çizerim katı yalnızlığıma
İçimde çıplak, göğe doğru yapraksız bir ninni büyür
Ey gönlüm, kırılmaktan yakınma,
Kâse kırılmadan içindeki su ırmağa kavuşmaz
Kabuk incinmeden öz uyanmaz,
Gece çözülmeden tan yüreğe dokunmaz.
Sen yarayı diken sanırsın,
Hikmet onu rahmetin kapsına asar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!